21 Ekim 2007

Aman dedesi yapma eyleme, Gülşad ve Geçen Cumartesi


Yok yok, yerleştik sayılır. Ondan şikayet etmeyeceğim. Ama öyle bir tempo var ki, ben bir türlü şöyle adam gibi oturup bir ya da bir buçuk saatimi sevdiğim blogları okumaya ayıramıyorum. Ve zaman zaman aklıma üşüşen incilerimi de dökemiyorum ne yazık ki. Vah vah. (Ak övgü ak, hehe)

Fizan’a taşındığımız için Ilgaz 3:45’de hareket eden servisten ancak beşe on kala inebiliyordu. Çocuk servisten bir iniyor, üzerinde kıspeti eksik. Ter içinde, aniden basılmış gibi gömleğinin yarısı dışarıda, saçlar sırılsıklam, suratı bulantıdan perşembe pazarı gibi... Bir gece babannesiyle konuşurken, “annem beni aldığında dünyalar benim oluyor,” dedi ya, bitirdi bizi. (Bu laflar da nereden çıkıyor anlamıyorum. Manikürlü ellerimi çenemin altında kavuşturup bu tarz konuşsam anlayacağım). O gece sayın kocayla konuşuldu (Top yüzde doksan bendeydi, ama tabi yüzde on laf duyabilmek bile büyük başarıydı) Anneannede insin denildi. Saat dörtte annemlere varıyor; süpppper di mi? Ama anneannede kim var? Dede var. En doğal hakkı, adamın kendi evi. Fakat dedemiz Ilgaz’a on sekiz yaşında muamelesi yapıyor. Afyon mermeri ne kadar esnekse, babam ondan on kat daha bükülmez duruyor Ilgaz’ın karşısında. Bağırış çağırış, elleri masaya vurmalar, çocuğa ufak tefek bir şey atmalar... (cidden ya, inanılır gibi değil, di mi?) Bu işlerin sonu tabi hep Ilgaz’ın ağlayıp, annemin sinirlerini yatıştırmak için Nervium tarzı bir şeyler almasıyla bitiyormuş. Ben yüzde birine bile şahit olamadım şimdiye kadar. Bana zaman zaman üzüntüden, zaman zaman da sinirden menapoz terleri basıp duruyordu. Sonunda konuştum. Yumuşacık, “biliyorum senin de derdin başından aşkın ama o da daha 6 yaşında, tabi ki sen haklısın-idare ediver be babacım, ama istemiyorsan da servisle eve gitsin, seni huzursuz etmesine asla izin vermem”leyerek... 3 gündür kavga yok. Mucizevi bir gelişme.

İkinci gelişme de Türkmen prensesimiz konusunda. Kendisi geçen Pazar bizi terk etti. Eve 6 saat geciktiğinde neden geç geldiğini sormam ağır gelmiş. Güle güle Leyla sultan dedim ben de. Şimdi Gülşad’la birlikteyiz. Allahım ne harika bir kadın, şükürler olsun yahu! İnsan en azından. Ben öyle parmağımı oraya buraya sokup toz tetkik eden bir tip değilim; olmaktan da pek korkarım. Biraz güleryüz, biraz Ilgaz’a ilgi. İşin mükemmelliği çok önemli değil sonuçta. Daha fazla anlatmayacağım. Elem terefişşş, kem gözlere...

Son olarak Cumartesi bize gelen arkadaşımdan ve oğlundan döktüreyim. Harika sohbet ettik, çocuklar güzelce oynadı. Ama 6 saatin sonunda benim kafa balon olmuştu. Tez elden çocukları dövüp rahatlayasım gelmişti. Ne kadar asosyalim, bu kadar sevdiğim bir arkadaşımla bile bu hale geliyorum. Yaş ilerleyince muhtemelen huzurevine yerleşip, günde en fazla iki üç kişiyle yirmi dakika görüşen illet, aksi bir ihtiyar olacağım. Ya da daha kötüsü olacak. Yapayalnız öleceğim. Tolerans maksimum 5 dakikaya düşmüş olacak çünkü. (Ya 6 saat şişirdi, ne yapayımmmm!)

marruu

11 yorum:

ekmekcikiz dedi ki...

Miso merak etme yalnız değilsin.:)
Dün akşamüstü bir arkadaşımla buluşacaktım, yoldan beni aradı. Hafta sonunu kalabalık aile kadrosuyla geçirmişti. "Şimdi evime gidiyorum, biraz sükünet bulayım, sana uğrayamayacağım, kusura bakma" dedi. Üstelik nerdeyse senin son cümleni de tekrarladı.:)
Sonuç: Yaşlanınca oturulacak steril evler yaptırmak lazım.:))

Öykücü dedi ki...

Babanla Ilgazın ilişkisi çok zor.Benim babam da bizden olgun insanlar gibi davranmamızı beklerdi.Sofrada konuşulmaz diye bar bar bağırırdı mesela.Biz hayatımızı anlatmıyoruz ki birbirimize tüm günü beraber geçiren iki kardeş kadar konuşuyoruz işte.İki küçük çocuk korkudan fısıldaşırdık falan.Halbuki sofrada pek ala konuşulur.

Babamın bu durumu o dönem işlerinin stresi yüzündendi.Normalde pamuk gibidir.Daha çok başka çocuklara karşı ama:) Neyse işte babanın başka bir problemi de olabilir demek istiyorum.Canını sıkan başka şeyler vs.

Annneannem böyle kalabalık günlerin sonunda "ben anneannemde kalacam" diye bağrınan torunlarına hiç kal demezdi.Kaş göz işareti ile çocuğu kırmadan herkesi evine yollardı.Kapıyı kapatıp derin bir oh çekerdi:))) Şimdi hak veriyorum:)))

Sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

miso, benim kendim için öngördüğüm gelecek fikri de bu! ama ben çocukken de böyleydim biraz ve insan en çok çocukluğuna benzer. eve gelen arkadaşlarımın eline magazin filan tutuşturur hiç değilse 5 dakika odadan dışarı çıkardım. ev benim için her zaman sığınak gibi oldu. o çok sosyomanyak olduğum dönemlerde bile, iletişim uygarlığını sokakta bırakıp eve bir mağara adamı suskunluğuyla geldim ve mağaramda da müzik dahil hiç bir şey istemedim birkaç saat.

huysuzluk konusunda ise elime su dökeceğini hiç sanmıyorum.
huysuz, nevrotik biriyim ben.

ılgaz'ın dedesiyle mücadele etme deneyimi, belki de ona çok şey kazandırır. sıkma canını.

bu arada yağmur çoook mutlu:)

sevgiler.

kecilerin cobani dedi ki...

aa misomm, alti saat ben kendimle konussam intihar ederim valla. bir saat. bilemedin iki. olmadi uc. de daha fazlasi beynini akıtır insanın hakkaten, kim olursa olsun. haksizlik etme kendine.
bi iki saat de sana, size, baska seylere kalsin yaa.
yavrum ilgaz, onca saati yollarda gecirmis hep ha. en son onu birakiyolardi di mi. bu yeni cozum cok iyi olmus. zannimca babaya da cocuga davrandigin gibi davranirsan ara sira gaz alirsan ikisi iyi gidiyo. ukala gibi olmak istemem, benim yolum bu diye diyorum. denize donup bak o da ooole, sen de onun kusuruna bakma diyorum. otekine gidip bak deniz de boole sen onun kusuruna bakma diyorum. aaahehhehe.. aayytt..

Köşenin Delisi dedi ki...

hınk...bu durumda bizim evden sizin ev kaç saat tutar acebağ...

ya biliyorum çok kötü bi şey ve gülmemem lazım iğrencim ama babanı bi an ılgaza, yediği çikolataların kağıdını falan atarken hayal ettim komik geldi :)bizim osman olsa hemen kapar geri getirir kuzu kuzu hihi

DIAGONEL dedi ki...

KOMŞU ZİYARETİN HARİÇ DİĞER GELİŞMELER ÖZELLİKLEDE TÜRKMEN PRENSESİN YUVADAN GERİ DÖNMEMEK ÜZERE UÇUP GİTMESİ ÇOK İYİ BİR GELİŞMEYMİŞ HAKİKATTEN ...
KUTLA MOŞO CUM KUTLAAAA...



EV YERLEŞTİ DADIMIŞ ŞAHANE .. BABAMIZ SAKİNLEŞTİ...

KUTLA BUNU
:d

miso dedi ki...

Sevgili Ekmekçikız,
Arkadaşına bayıldım. Dürüst dürüst söylemiş işte:) Cidden yapmak lazım o evlerden; ilkine de miso'nun yerleşmesi lazım.

Sevgili Öykücü,
Hay allah, baban biraz abartmış gibi geldi. Bağırış çağırış beni de geriyor ama konuşulsun bence masada ya! O kadar stresli bir işi olmasına üzüldüm :( Benim babama gelince... Öyle çok sağlık problemi var ki, anlatmakla bitmez inan :(

Sevgili Peri,
Ev gerçekten de sığınak. Özellikle de yalnız olduğumda. Dediğin gibi mağara modu:) Ilgaz'ın dedesiyle mücadelesine gelince... TV'deki Survival türü yarışmalara dönmesinden korkuyorum. Bazen cidden abartıyorlar. (Yağmur'u öperim, ihtiyaç olursa koşsun)

Çobanım,
Örneğin seninle altı saat geçer. Ama ne yapmak lazım, ben biliyorum. Bir şeyler yenir, Smirnoff North açılır. Laflanır. Sonra çimlere yatılır. Acuk susulur. (Acuk=Bilmiyorum, belki yarım saat) Sonra yine laflanır. North'a devam. Acuk daha susulur. Belki biraz ağlanır. Bolca gülünür. Altı saat nasıl geçer bilinmez. (Çoban'a hastayızdır; valla)

Delicim,
Bizim evden sizin ev artık şehirlerarası yol oldu ne yazık ki. Ama ağlama, gelicem ben yakında. Muavin bilem olurum senin için. Bu arada babamla Ilgaz'a gülsek mi ağlasak mı, bazen annemle ben de kararsız kalıyoruz. Çok gerzek cidden.

Sevgili Diagonel,
Evet, işler yoluna giriyor gibi. Sağol. Bir de tabii ki kutlayacağım. Doğumgünümü bekliyorum, bir taşla iki kuş :)

marruu

Elif dedi ki...

Arasira da ovucu seyler soyle de mucizeniz bozulmasin.

Biz Almanya'da (ooof of! Ne gozel melmeket yafu!) 2. Ludwig'in satolarindan birinde gorduk. Adam kimsenin suratini gormek istemiyormus, o yuzden tek kisilik yemek masasinin onunde kristal ayna varmis. Masa da alt kata sahne gibi inip, hizmetciler tarafindan doldurulup yukariya cekiliyormus ki, onlari da gormesin. Iyi fikir. Seninle o satoya tasiniriz. :o)

www.elifsavas.com/blog

Evin Kedisi dedi ki...

Miso?

Bu asosyallik halleri ne güzel ki şakır şakır itiraf edilebiliyor. Yalnız bir şey dicem, insan yaşlandıkça bu huysuz ve yeterrrr ses istemiyorum hallerinden, neden ben yalnız kaldım, ölsem evde leşimi kim bulacak? sorularına da varabiliyor mu dedim içimden.

Örnek mesela annem, kadın ben torunu yaşındaydım oradan gözlemlerim var torunları dahil çocuk sevmez, herkese bunu dank diye söyler, kendi kızına annesi bakmış yıllardır, abim döneminde babamla acayip dalgalanmalar yaşayarak boşanma ve geriye kalan bir tek küçük ben. Bana odaklı yaşadı, ne ablamı hatırladı doğru düzgün, ne torunlarını ama şimdilerde ben de yurt dışına yerleştim ve herkese neredesinniizzzz! diye hönkürüyor. Buna ne diyeceğiz acaba? Yani, yaşlılığımızda da aynı dürüstlüğü devam ettirmemiz çizgimizi bozmamamız icap etmekte.

Bu arada, yazılarımı okuyorsan biliyorsundur ben de ciddi derecede kendi halimdeyimdir. Aynı duyguları yaşıyorum, yaşıyoruz. Gelecekte annem gibi transformasyon geçirmeyi düşünüyor muyum? Valla alzaimer falan olmazsam düşünmüyorum. Yazdınkarına katılıyorum ama altı saati ben de abartı buldum, çoban gibi kendine haksızlık etme derim :)

miso dedi ki...

Sevgili Elif,
Halimizi görmelisin, iltifat ediyorum, teşekkürler ediyorum... Ve içimde bir damla bir korku bile yok. Şımarmaz bu kadın. Tek korkum evini çok özlemesi. Senin anlattığın adam tüylerimi diken diken etti. Ben kendimi sevmem ki o kadar :(

Sevgili Evin kedisi,
Yorumunu okuyunca zınkk diye kalakaldım. Hakkaten benim leşimi kim bulur acaba, dedim. Sonra da güldüm. Ben dışarıya çok sosyalimdir aslında. Biraz "sokağın delisi" modundayımdır. Tanımadıklarıma da selam veririm, esnafla mutlaka laflarım falan filan. (Yok, öyle Adile Naşit kadar da değilim, ama iyiyimdir yani) Biraz daha düşününce daha da sevindim aslında. Öğrencilerim gelir bana ya, çok sevgili öğrencilerim var benim. Eğer annenin yaptığı şeyi yapmaya başlarsam onlar gelir diye ümit ediyorum.

marruu

kecilerin cobani dedi ki...

misomcum, iste bu noktada cok yakiniz diye dusunurum hep. yazmissin ya, Ben dışarıya çok sosyalimdir aslında.. sence neden bu böyleyken böyle? genelde insanlara tam tersi olur diye dusunurum de sasiririm...
olsa bi kleopatra koltugu da uzatayim ayaklari, karsimda pişi kolokum..
seninle degil alti saat, oniki saat bile geciririm. tam iki kati, bak matematik yaptım ben de sana.
icki de birak olmasin. gereksiz.
nıı, olsa güzel olur gerci. mis...
gerci sart diildir.
yine de hos olurdu.
öhh çoban beeee...