9 Kasım 2007

Gelgitlerim


Hayatımın en gelgitli, en enteresan dönemlerinden birini yaşıyorum sanırım. Ya da sanmam; tam anlamıyla yaşıyorum. Şimdiye kadar hiç bir zaman içimin bu denli çalkalandığı, psikolojik olarak yalpaladığım bir dönem olmamıştı. Nedeni? Bilmiyorum. Çok somut bir şeyler kurgulayamıyorum.

Biraz evliliğimle ilgili bir şeyler var sanırım. Yaptığım evlilik başıma gelebilecek en talihli olaydır desem abartmış olmam. Kalite bağlamında üzerine adam tanımam diyebileceğim bir eşim var. Ama kişiliklerimizdeki farklar... Beni çeken, bir zamanlar büyüleyen farklar şimdi “fark” olduklarını belli etmeye başladılar galiba. (Ya da ben mi geç anlıyorum acaba? Pek de uyanık geçinirim ama...) Eşime olan sevgime dair en ufak bir şüphe bile duymuyorum; öte yandan içine düştüğüm, hatta yüzüstü kapaklandığım yalnızlığım bazen dayanılmaz hale geliyor. Sağır sessizlik, bazen bugün-sen-ne-yaptın/ben-ne-yaptım konuşmalarının bile yapılmadığı günler... O televizyon hep açık, nöbetçi televizyon seyircisi gibi oldu eşim. Mutfağa gidip başımı ellerimin arasına alıp oturuyorum ve içinden çıkılmaz halimize, ya da halime bakıyorum. Hiç bir çözüm üretemeden bakakalıyorum. Çözüm yok, çünkü karşımdaki tabloda bizden bir eski model kayınpeder ve kayınvalide var. Onları düşündükçe iyice ürküp mutfağı ve daha iyisi kendimi terkediyorum. Bir insandan değişmesini istemeyecek kadar, bunun işe yaramayacağını, her şeyi daha da zor hale getireceğini bilecek kadar büyüdüm artık.

Biraz da yaşla ilgili bir şey galiba. Yani bilemiyorum, bunu kendime de hiç yakıştıramıyorum, ama yaşlanmakla ilgili bir takım sıkıntılar yaşıyorum sanırım. Yaşlandığımı hissetmek, daha erken yorulmak, daha da erken yatmak istemek... Herhangi bir korku yaşıyor değilim, öyle tipik sarkıcam, buruşucam paniği filan yok. Hatta onu da sevimli bir merakla bekliyorum. Ama nerden çıktı bu yaş takıntısı birden? Hormonlar böyle yapıyor olabilir mi? Hormonlar böyle yapıyorsa yaşımla mı ilgili? Yani geçen sene yok muydu bu hormonlar? Geçen sene her şey yolundaydı da, bu sene mi hortladı her bir depresif öge?

Bugün Deli’ye gittim. Toprak kucağımda oturdum kaldığım süre boyunca. Toprak’ın kafası burnumda, yanağı yüzümde, ayaklar kucağımda kıpır kıpır... İçim başka kıpır kıpır... Bu nasıl bir hazdır? Bu hiç bir kadının yadsıyamayacağı bir duygu sanırım. Bebek kokusu burnundan gitmiyor hiç bir annenin. Bebek hasreti hiç bitmiyor. Hatta deli’ye “birileri doğursa da sürekli bebek sevsek,” dedim. Kucağımdaki Toprak’a baktım; biraz, biraz olsun sevindim. Toprak iyi geldi bana; canım Toprak, canım deli.

Ben böyle değildim, inanın değildim. Bu halim de-her ne kadar zaman zaman kendimi daha iyi hissetsem de-ciddi bir süredir benimle birlikte. Bir garip kıyaslanma hissi doldu içime. Tercih ediliyorum gibi geliyor, terk ediliyorum gibi geliyor. (GİTME, NE OLUR GİTME diye bağırasım geliyor. Kime? Bilmiyorum. Belki etrafımda tutunabileceğim herkese.) Hastalıklı bir insan halleri... Bazı dostlar var, can dostlar, anlatsam geçer mi acaba diye düşünüyorum... Sonra neyi anlatacağımı düşünüyorum... Hiç bir şey bulamıyorum ve vazgeçiyorum. Mız mız mızıklanmak gibi geliyor... İstemiyorum. Gidip yatmak, uyumak istiyorum. Uyandığımda kendimi tekrar iyi, güzel, değerli hissetmek istiyorum.

Stada gitsem diyorum. İçsem diyorum. Dibini görsem diyorum.

Artık geçsin diyorum.

mar

27 yorum:

gülçin dedi ki...

benzer duyguları ben de yaşamıştım misocum. benim avantajım düşünecek bir çocuğumun olmayışıydı belki. sonra bir söz okumuştum: birinin hangi huylarını en çok severek aşık olursanız, sonra o huyları yüzünden uzaklaşırsınız. zaman ilginç bir öğretmen.. bir de şu laf var hep hatırladığım: birbirinizi sevin, sevgi azaldıkça kusurlar çoğalır. öyle doğru ki.. ah misocum su akacağı yeri bulur ve herşey düzelir umarım, sevgiler.

Köşenin Delisi dedi ki...

Canımmm...yahu yine bana hiçbir şey hissettirmeden güle oynaya geldin gittin demek bunca gelgitin içinde :(( Ben de öyle özlemiş oluyorum ki seni ve muhabbetini bırbırbır konuşuyorum anca, belki fırsat bile bulamıyorsun anlatmaya...keşke anlatsan...bana demiyorum bak.. kim rahatlatacaksa, kim iyi gelecekse ona...bu asla mızıklanmak değil, asla... düşün ki ben böyle bir ruh haline girmişim çıkamıyorum içinden kendi kendime, gelsem sana anlatsam mızıklama mı olur...ama biz böyleyiz işte...ketum... bok var ya her şeyi kendimiz halletmeye çalışıyoruz, kimsenin kafasını şişirmicez diye kendi içimizi şişiriyoruz...ve sonuçta dışarıdan çok güçlü, kırılmaz bükülmez her şeye yeter bir profil çizildiği için dışarıdakiler de (ne kadar yakın olurlarsa olsunlar) hiç yardıma, desteğe ihtiyacımız olmaz sanıyor galiba... ama oluyor işte...ben yine çenemi tutamayıp anneme ve Barış'a dökülüyorum, arada da senin gibi yakın dostlara...ama sen? hiç mi anlatmaz bi insan... bak iyi olmuyor bu böyle, kendi içine çıktığın yolculuklardan dönüşün gitgide daha zor oluyor sanki, daha da kapanıyorsun, her seferinde içinde daha uzağa gidiyorsun ve dönüş yolu daha uzun oluyor sanki...işin kötü yanı bunu "çaktırmıyorsun" bizlere... yolculuk derinleşiyor ama biz anlayamıyoruz...ben de bazen "bunu anlamayacak ne var, anlamıyorlar mı konuşmalarımdan hal ve tavırlarımdan" diye kızar buluyorum kendimi, ama olmuyor işte, çaktırmamaya çalışınca cidden çakmıyor karşıdakiler, biz (sen) güldükçe her şey yoluna girmiş, fırtına dinmiş sanıyor...yapma nolur... anlat...çözüm olmasa da anlatacaklarına anlat... bunca hüznü ne kadar tek başına yaşayabilir bir insan...yaz ya da ne biliyim...ama dök içinden bir şekilde...bu gelgitler her olduğunda bunları söyleyerek sanki "bana anlat" dermiş gibi oluyorum ama vallahi değil, birilerine, kim iyi gelecekse ona, onlara...

Çok uzattım yine biliyorum...ama bitmedi..."Bir insandan değişmesini istemeyecek kadar, bunun işe yaramayacağını, her şeyi daha da zor hale getireceğini bilecek kadar büyüdüm artık" demişsin ya... ben buna yüzde yüz inanmıyorum ya... sen hiç mi değişmedin karşı taraf için yani...bu karşı taraf eşin olur, annen-baban olur, dostun olur, olur da olur...ben değiştim bazı konularda biliyorum mesela...doğru, dikkafalı olduğum için inat ettiğim çok nokta var hala, ama karşıdakinin kırıldığını görünce insan yine de bir şeyler yapma ihtiyacı hissediyor...ve kırıldığın, seni bunca yoran şeyi anlatmak karşındakinden değişmesini talep etmek bile değil ki! Sen sessiz kaldıkça kabullenmiş görünüyorsun, kabullenmiş göründükçe kendin de inanıyorsun kabullendiğine ve sonuçta da şu anda olduğu gibi gerçekten kabulleniyorsun ve "yapacak bir şey nasıl olsa" demeye varıyor iş...gitme mutfağa nolur, geç televizyonun önüne, "bu akşam bu var ekranda" de gülerek. Ya da kapat lanet aleti, geç yanına otur sen başlat muhabbeti, tut elini, anlat onu ne kadar sevdiğini, şopar, ya da geyik yap, ne bileyim tut elinden kaldır dans etmek istiyorum hadi de, koyun güzel bi müzik Ilgaz yatınca..ya biliyosun miso ben romantiklikle alakası olmayan bi insanım, ama en yakınındakini bu kadar özleyince aynı evin içinde, belki de beklememek lazım, biliyorum "hep ben mi fedakarlık yapıcam" diceksin belki ama, onun için değil ki aslında bu!! Senin için, ve sonra sizin için... bencil ol biraz nolur, sadece biraz...

Bilmiyorum bunları belki de buraya yazmamalı,email olarak atmalıydım, umarım kızmamışsındır bana, kızdıysan silerim hemen... ama öyle çok seviyorum ki seni, ve senin çevrendeki herkese yaydığın pozitifliğe rağmen içinde bunca hüzün birikmiş olması o kadar dokunuyor ki bana... lütfen dök bunları içinden, en azından bir dahaki doluma kadar rahat eder için azıcık...kağıda dök, kemana dök, çocuklara dök, çobana dök, bana dök, benim tanımadığım diğer yakın arkadaşlarına dök, dök oğlu dök...

Kabullenme... sen kabullendikçe karşındakinin bir şeylerin ters gittiğini anlaması zorlaşıyor belki de... inat et... dedim ya biraz bencil ol ve kendini düşün yahu....:((

Çok seviyorum seni...ben yaparım bi tane daha bebek, sen gelir sever rahatlarsın merak etme :)) (Barış dövecek şimdi beni)

Bitiriyorum artık, çok bile konuştum yine...hadi çık mutfaktan... 100 yaşında değilsin ki vazgeçesin hayatından tutkularından (100 yaşında olup okuyan varsa kızmasın lütfen, gençliğime, şımarıklığıma versin, tabii 100 yaşında da hayat dolu olunabilir)...hadi çık...

Köşenin Delisi dedi ki...

"yapacak bir şey yok nasıl olsa" yazacaktım "yok"u unutmuşum

kecilerin cobani dedi ki...

öh bu delinin en uzun komenkomeni olmus. kendisini huzurlarinizda teprik ederim.
misocum artık mıyır mıyır yok. gun ver, hemen tarih ver. cabik diyorum. iççez.
alkolden rehabilitasyon olur mu, hayir niyet bu diil. ama diger cene aktivitelerinin yaninda icelim tabii.
bkz. kotu arkadaslar insani yoldan cikarir

Köşenin Delisi dedi ki...

ya evet şimdi eve gelince tekrar okudum da cidden höh bana... rahatsızlım verdiysem özür dilerim :)

DIAGONEL dedi ki...

umarım bu ruh halidir ve gelip geçici bir şeydir tez zamanda geçmesi bir daha gelmemesi dileğimleeee

ekmekcikiz dedi ki...

Misocuğum,
Bunlar günün özlü sözleri:
1-Damdan düşen halden bilir.
2-Derdini demeyen dermen bulamaz.
Beğendiysen, yenilerini de yumurtlarım.
:)
Ayrıca Ankara'lılar yetmezse, biz de varız buralarda.
:))

miso dedi ki...

Sevgili Gülçin,
Çocuksuz olmak avantajmış gerçekten de. Ama o zaman da iç ve dış hesaplaşma daha sert geçermiş gibi geliyor bana. Çok doğru şeyler söylemişsin. Sevgi bağlamında da (en azından kendi açımdan) hiç bir şüphem yok. Benim korkum su; senin de bahsettiğin su :)

Canım deli,
Cuma günü sana geldiğimde ben mi kalmıştım? Toprak'ın böyle iyileştirici bir etkisi var işte. Sen farkında değilsindir, evin kapısından girerken evden yükselen o muhteşem koku bile bütün her şeyi resetliyor. Ve inanır mısın, anlatacak yeni hiç bir şey yok. Mutat cinler üşüştü yine. Bir de deli, bilirim, bana güvenirsin, sağduyuma inanırsın; inan bana söyleyince değişecek bir dirhem şey de yok. Yoksa inan denerim. Seni çok seviyorum.

Çobanım,
Kötü arkadaşın ası:miso :) Sınav işimi halledebilirsem ve özel dersim olmazsa perşembe olabilir. (Elimin körü, di mi?) Ne dersin?

Diagonelcim
Evet, ben de umarım ki bu bir ruh halidir. Ama pek de sanmıyorum. Sağol :)

Sevgili Ekmekçikız,
Derdim şu, derdim bu diyemem. Karşımdakinden değişmesini ise hiç isteyemem. Arada bir böyle tökezler kalırım. Yeni yumurtlamalarını da dört gözle beklerim.

marruu

endiseliperi dedi ki...

çok sevgili miso, seni çok iyi anlıyorum ama ne diyeceğimi bilemiyorum. denecek çok şey var da, sen biliyorsun her şeyi.en içinden çıkılmaz durumlarda bile çözüm var. inan bana var. böyle bir bulantı ile içinde evirip çevirmeden yeni bir gözle ve güçle görmek gerek sanırım sorunu. konuşmak gerek miso'cuğum, en çok da onunla konuşman gerek. böyle olmaz. en yıkıcı tartışmaların bile çok iyi, taze çözümleri olabilir. oluyor işte, biliyorum.

seni seviyorum. lütfen kendine iyi bak. istanbul tayfasının deneyimleri de emrine amade gördüğün gibi:)

uzay dedi ki...

heeyyyy öğrenci evim var benim bide yafru kedim :)
atla gel istanbula bogaza haykırmaya, belki nevizadeye, belki oraya buraya..istersen benim yafruyla koyun koyunaa ..anlatmasanda konusmasanda olur..ben seni seferiimmm be misoo hemde cok :)

elektra dedi ki...

canım miso kedim, hani ılgaz'ın canı yanınca ne diyorsun öpüp onu, 'geçti birtanem,geçti'... hah,ben de öpüyorum seni, geçti kedim geçti,diyorum sana. anlat birilerine, anlat rahatla. kimse canını yakan en çok, ona anlat. mutlaka anlat. o uyumasın be kedim,sen anlat.

kecilerin cobani dedi ki...

tamam der haber beklerim.

Elif dedi ki...

Dostlara anlatsan belki tam gecmez de, hafifler.

Cabuk yorulmalar, erken yatmalar yaslilik degil de, ufak capli depresyon isareti olabilir. Dikkat!

Kisilikteki farklari yeniden gozden gecirip zevk almak, yalnizliga care icin acaba su televizyon kim vurduya mi gitmeli???? :o)

Kocalari bosverip, devalari kendimizde bulmaktan yanayim.

www.elifsavas.com/blog

gülçin dedi ki...

aa ben buraya bşey yazmıştım olmamış :( yazmıştım ki, misocum belki hava değişimi iyi gelir, kar-kış demesen istanbul'a gelsen ne güsel olur demiştim.

sevgiler

Adsız dedi ki...

Miso, anlattığın bu ruh hali var ya, aynılarını son birkaç aydır bende yaşıyorum. 34 yasindayım. Benim desenin gibi bir oglum var. Tek fark benim oğlum biraz daha küçük. Eşimle çok uzun zaman çıktıktan, bir süre de beraber yaşadıktan sonra evlendik. Çok sevdim, içim çok kıpır kıpır etti. Bizim aramızdaki çekim gücü olan farklarımız su anda neredeyse gözüme gözüme giriyor. Ben gezelim, fotoğraf çekelim, görelim, içelim, dolaşalım, kendimize tek yada beraber vakit ayıralım derken, o ne gerek var, çocuğumuz ile birlikte vakit geçirelim diyor. Hayatı elimden kaçırmışım gibi geliyor. Paylaşım azalıyor, konuşmadığımız günler oluyor. O tv seyrederken ben kitap okuyorum. Bu böyle bri sarmal olarak devam ediyor. Ve ben ne yapmam gerek bilmiyorum. Sevgi elbette var. Ama alışkanlık herhalde her şeyi törpülüyor. Sevgiler,Aslıhan

miso dedi ki...

Sevgili Peri,
Denilecek hiç bir şey yok çünkü, değil mi? Çözüm dediğimiz şey daha somut olaylarda oluyor sanırım. Lütfen şöyle yapma, lütfen bu kadar içme, lütfen bilmem ne... Bir zamanlar sessizliğine, karizmasına aşık olduğum adama, şimdi "tamam, şimdi de biraz neşeli ol" mu demeliyim Peri? O bir gün benden kişilik değişikliği istese? Yok yok, bu olmadı. Çözüm bende, kendi içimde çözmeliyim. Çözerim umarım.

Bir de ben de seni çok seviyorum. İstanbul'a da geleceğim bir gün :)

Sevgili Uzay,
Öğrenci evine duyduğum özlem tavan yaptı zaten, bir de sen gel-gel yapma. Hele de yavvu kedi varsa... Hiç dayanamam. Çekyat'ı hazırla ve sefff benii :)

Sevgili elektra,
Geçti, geçti. İyi geldi şefkat ve öpücükler, çok çok sağol. Anlatıyorum işte, bak bu kadar dostum var. Eksik olmasınlar, sakınnn.

Sevgili elif,
Doğru, geçmez, biliyorum. Hafifler ama yine nükseder, onu da biliyorum. Devayı kendinde bulma olayına ise tüm kalbimle katılıyorum. Ama o deva ne olacak bilmiyorum.

Sevgili gülçin,
Olsun, yazdıkların gitmiş olsa da üzülme. Sen kesin güzel bir şeyler yazmışsındır. Teşekkür ederim. İstanbul'a da geleceğim inşallah. Çok istiyorum inan. Hem çok özledim, hem de sizleri görme ihtimali içimi titretiyor :)

Sevgili aslıhan,
Buyur buradan yak. İşte aynı senaryo, değil mi? Aslıhan, bu kadınlara dair bir doyumsuzluk mu? Bu kadınların tutkusu mu? Sevgim tartışılmaz, saygım kimseye duymadığım kadar, insan olarak muhteşem, ve bir de dünyanın en iyi arkadaşı... Ama ben kuyunun dibinden yukarıya bakıyorum ve ışık artık o kadar zayıf ki aslıhan, ne yapacağımı bilemiyorum. Sihirli değnek alıp dınnn, değiş bakalım demek olur mu? Bence olmaz. Çünkü o da onun seçimi ve yapısı. Çünkü o da benden bu tarz bir değişiklik istese kırılırım. Bilmiyorum. Aynanın karşısına geçip kendi yüzüme bakıp bir yerlerden başlama kararı vermem lazım. Ama nereden? Onu hiç bilmiyorum. (Bu kadar özel bir şeyi paylaştığın için de teşekkürler)

marruu

Dufresne, dedi ki...

Keşke aynı okulda olmasaydık, lanetlendik mi nedir, görüşemiyoruz :( Eve çıkma niyetim var yakında, sizede bir çift anahtar vericem. Ne zaman gelirseniz dinlerim , dinlerim, dinlerim . Belki bazende konuşurum ama biliyorum ki; konuşurak çözülmüyo, çözülmeyecek. Zaten birinin kumadığı cümleler üstüne kurulu bir problemin bir başkasının kurduğu cülelerle çözümü olamaz. Ben yine dinlerim sizi, ne zaman isterseniz. Sizi arayamadım uzun zamandır, sizden iyi bilen de yok benim ruh halimi. Siz biraz yağmur beklerken karaü bulut gibi kaplamak istemem üsütnüzü. Güneş açtığım bi zaman arıcam sizi. Beraber parlarız hatta birazda parlatırız :) ... sevgiler, çok özledim..

buucuu dedi ki...

okudukça yazdıklarını içime pamuklar dolduruyolar sanki, boğazıma kadar o pamuklarla doluyorum, bunalıyorum, koşarak gelmek ve senin içindekileri boşaltmak, seni rahatlatmak istiyorum...
Canım ablacım, gördükçe yazdıklarını, geleceğimin pek de farklı olmadığını hissediyorum, şu anda benimkini biraz dürttünmü, çektinmi motorun ipini biraz açılıyo ama o televizyon, o bir başka alemde yaşama durumu hiç farklı değil.
Dönmek istiyorum, 1 yıl 10 ayımız kaldı, dönüp de seninle aktivite canavarları olalım istiyorum, spora gidelim gerzek gerzek ayyyrobik yapamayıp gülmekten yarılalım istiyorum, ya da kaynanam :) gibi o koro senin bu koro benim o elişi senin bu dantel kursu benim gezelim, onlar da evde koksun istiyorum.
Odalar işe yaramıyor, yardım etmiyor hiç ve yeni yeni görüyorumki sorumluluklar başkalarına yüklenemiyor, kaçılamıyor veya konuşmak, olanları anlatmak, "offf yine şikayet ediyorum bi işe de yaramıyo" dan başka işe yaramıyo. En iyisi beraber rahatlamak. K.sisters olmak veya :)
Canımmmm, rahatla biraz nolur
Hadi milletimin sittikmal nolur :)

Adsız dedi ki...

sevgili miso tüm bulgular sizin orta yaş problemi geçirdiğinizi göstermekte.adam iş güç halinde yorgun argın evine gelmişken bizim türk kadınları "ayol benle ilgilensin, gezelim tozalım kapasın tv'yi" düşüncesi içerside.
bence sende Tv izle, mutfaktan kestane mandalina getir, kocan çayı demlesin,dizine uzan o dizisini tv sini izlerken.
yorumcu arkadaşların dediğine bakma, evet bence şöyle bir dur ve düşün "sabahın köründen gece yarılarına kadar çalışan biri olarak iş güç tresi telaşesi içindeyken bir TV keyfin var ve o da mı batar".
Kemal

Köşenin Delisi dedi ki...

eeee pardon kemal bey, sabahtan akşama kadar çalışan bi tek kocalar mı? "ayol"la başlayan cümlenizle pek bi azımsamışsınız bizleri sanki :)

miso dedi ki...

Sevgili Dufresne,
Zaten telefonda anlamıştım sizin oralarda da kuzey rüzgarları estiğini. Hay allah, üzüldüm inan. Teselli için ben de bir şey söyleyemiyorum; Tunalı'da oturup konuştuğumuz o geceyi hatırlıyorum sadece. (Mekanın adı geçici hafıza kaybıma kurban gitti, özür) Ne diyebilirim? Hiç bir şey, değil mi? Herkes kendi debelenmelerini yaşıyor. Bir tek şey var: Sen beni sağanakta da ara lütfen. Beraber olmak bile iyi gelecektir. Ev konusunda da arkandayım:) Bir de tabi ki ben de çok özledim.

Canım Burcu,
Evet ya, birlikte olsak her şey daha kolay olacak, haklısın. Gelecek konusunda ise daha da haklısın. Ah burcum, kendi kendime şikayetlenmekten bile bıktım ben biliyor musun? Anneme dönmekten korkuyorum; hep aynı şeylere saran, hep aynı şeyleri anlatan o çaresizliğe düşmekten. Döndüğünde daha iyi olacak, K Sisters iş başınaaa :)

Sevgili Kemal bey,
Teşhisiniz doğru galiba, orta yaş problemi bu sanırım. Ama nasıl geçecek? Çünkü inanın bende öyle bir AYOL durumu yok. Yani sizin tarif ettiğiniz bir ilgi değil beklediğim. Bir de ben TV izlemeyi denedim inanın. Örneğin Hırtlar Vadisi'ne oturdum bir kaç gece (görüyor musunuz fedakarlığı? bir gece de değil yani). Ama o kadar çirkin adamı saatlerce bir arada görmekten için şişti. Veya başka dizilere sarmaya çalıştım. Bu sefer de Şehrazat'ın aybalam bilmemne bakıcısı bitirdi beni. Ah Kemal bey, yapamadım ben bunu. Şimdi ne olacak? Ben zaten kapansın o TV demiyorum. Böyle bir şey dayatmak hiç istemiyorum. Yazımın satır aralarında ve hatta satırlarında bu niyetim kah gizli, kah aşikar. Ben bu mutsuzluğum ne olacak diyorum. Ne dersiniz?

Delicim,
Cinlenmiyoruz öyle hemen. Benim de eşim kadar koşturduğumu nereden bilebilir Kemal bey? Türkiye standartlarında benimki normal değil sonuçta.

marruu

Adsız dedi ki...

psikolojik çalkantı varsa, bu mutsuz ediyorsa.ve mutsuz mutsuz yaşamaya alışamadıysanız.piskologa gidebilirsiniz.(orta yaş sorunu yaşayan birkaç okuyucun daha var, onlarla voltranı oluşturabilirsin.)tabi piskologa gitmek her babayigidin harcı değil.Bir de pozitif açılardan,sahip olduklarına bak.(Kocaelindeki depremde ananı babanı kaybetsen kim geri getirecekti.ama anladıığm sağlar ve bu ve benzeri sahip olduğun kazanimlari degerleri şukurle kucaklamak gerekmez mi?)Polyana der ki, ya izleyecek bir Tvmiz, evimiz olmasaydi :)
siz sordunuz,ben çözüm yollarini buldum.çözdü mü peki?çözmesi dileğimle.(hırtlar vadisinden de zevk almiyorsan ben sana daha ne diyebilirim:) )

kemal

kecilerin cobani dedi ki...

anonymous bunun sadece misonun bunalimindan kaynaklandigini onerip psikiyatr paklar demis.
burdaki televizyon izleme durumunun bir mecaz oldugunu anlamaktan uzak cozum yollari da onermis.
ne diyim sapka cikaririm.
hayir, daha cok sapkam uctu diyim...

Evin Kedisi dedi ki...

Sevgili Miso;

Yazdıklarının içtenliğini öylesine hissederek okudum ki...Çok derin bir yazı olduğu için sulandırmak istemiyorum. ÜStelik, bu yazdıkların zaman zaman herkesi kendine esir eden şeyler olabilir. Ben eskiden sık sık bu duygu dalgalanmalarını yaşadığım içindir ki kendi hayatımdan kısaca örnek vermek istedim şimdi.

Altı sene önce prematüre doğumumu yapacakken hastaneye yatırdılar. Prepar yüklemesi yapıyorlar. Evimden kocamdan falan uzaktayım, sürekli makata ağrı giriyor, tuvalete bile gitmem yasak yine de yatar pozisyonda ve yattığın yerde tuvaletini yapma anlayışını reddediyorum. Yapayalnız ne olacağını bilmeden zaman akıyor, doğumu yaparken öyle...Çocuklar doğuyor ama kör mü olacaklar, sakat mı kalacaklar, bizim hayatımız nereye akıyor? demekten abartmıyorum yıllarca kalbimin ağrısı dinmedi ve o günlerde özür diledim, sağlıklı geçen, huzurlu olan günlerimde monotonluğu bir sorun olarak gördüğüm için.

Hepimizin hayatına baktığında herşey gündelik akışında. Ama yanyana oturup da, farklı yaptığınız şeylerden zevk alabiliyorsanız, yanyana olabilmenizin keyfine varın derim. Belki, esas nokta konuşamamaktadır, onu da senin gibi yazı yazabilen bir insan kocasıyla en iyi şekilde paylaşabilir. Ve eminim ki, eşin bunu konuştuğunda o zamana kadar senin nasıl da bu kadar sıkıntıda olduğunu anlamadığını söyleyebilir.

Erkeklerle kadınlar arasındaki fark bu sanırım. Açık açık konuşmadan bizleri anlamalarını beklemek...

miso dedi ki...

Sevgili Kemal bey,
Ben yanlış yansıttım sanırım. Mutsuz mutsuz yaşamıyorum, eşimi seviyorum, hayatımdan ve elimde olanlardan da son derece mutluyum. Ama bazı noktaların körleştiğini görüyorum zaman zaman, ve kaliteyi biraz arttırmak istiyorum. Bir de TVden nefret ediyorum; galiba sırf bu yüzden bile bir psikoloğa gitmeliyim, haklısınız.

Çobanım,
Günah o şapkaya. Hay allah, ne gerek vardı? :))

Sevgili Evin Kedisi,
Ne zor günler/anlar yaşamışsın. Gözlerim doldu inan. İnan bana, sahip olduklarım için, çocuğumun akıl ve beden sağlığı yerinde olduğu için her gece şükrediyorum ve dua ediyorum. (Ki inanç durumlarım son derece sorgulanabilir durumda) Benim kastetmeye çalıştığım şey bu sıkıntının kişilik farkımızdan kaynaklandığıydı.Değişmesini talep etmek bir noktadan sonra saygısızlık, o insanın girilmemesi gereken sınırlarını ihlal etmek. Kim ne derse desin beni bu konuda ikna edemez sanırım. Ama inan bana birlikte olduğum için büyük bir güven ve sevgi duyuyorum. İçtenliğin için sonsuz teşekkürler.

marruu

paticikler dedi ki...

Hııım, kemal beyin "erkek erkek" tavsiyeleri beni de uçurdu cidden.
Miso hanım,benim bütün sıkıntılarıma pisi pisilerim ilaç oldu dersem siz inanırsınız biliyorum.:)
Şey...merhaba.

miso dedi ki...

Sevgili paticikler,
Hoşgeldiniz. İsminiz muhteşem şeyler çağrıştırıyor. Bilmem mi paticiklerin insana nasıl iyi geldiğini? Hiç inanmam mı? Üstelik evdeki Fıstık bey :) patilerini de sevdirir.
Kemal beyin tavsiyelerine gelince... Bilmiyorum. Çok içten oldukları net. Ama bazıları şaka gibi geliyor.

marruu