21 Kasım 2008

Yoruma yorum


Aziz bey, hoşgeldiniz. Biraz uzun bir yazı olacak, bu nedenle “Vicdan”sızlık yazıma yaptığınız yorumu yorum kutucuğunda cevaplayamadım.

Yorumunuzu okudum. Ve sonra bir kaç kere daha okudum. Doğru anlamış olduğumdan emin olabilmek için. Yorumunuza vereceğim bir kaç cevap var, ama önce kendi yazımla ilgili bir iki şey yazmak istiyorum.

Kendi yazımda, yazarken farketmediğim bir şeyi gördüm sizin yorumunuzdan sonra: Sanki NY hasmımmış gibi bir tablo çıkmış ortaya. Yani haz etmediğim doğru, ama yazının dozu anlamı biraz kaydırmış. Ben aslında vicdan kavramının filme yansımasından ne anladığımı yazmaya çalışmıştım, ama becerememişim. Bu bağlamda cidden kötü bir yazı olmuş. Sanırım bunun nedeni filme sizin iddianızın aksine gerçekten çok şey bekleyerek gitmiş olmam. Şimdi çok sağlıklı değerlendirmek de pek mümkün değil aslında; o anki durumu çok net hatırlamıyorum zira. İkinci olarak oyunculuklara değineyim; ve tabi yaptığım ikinci hataya: Yine doğru ifade edememişim. Kadının taş kalpli olması değildi benim eleştrimeye çalıştığım; benim o taş kalpliliğe ikna olamamamdı. İnanın taş kalpli olmasının oyunculukla değil, senaryoyla alakalı olduğunu biliyorum. Bahsettiğiniz taksi sahnesi de bana yetenekten ziyade bönlük gibi göründü. Dediğim gibi, filmin sonundaki sizi çok etkileyen bu sahne bana hiç dokunmadı. Sanırım sizi ikna eden şeyleri ben ıskaladım, ya da kişisel bazı açıklıklar ve kapalılıklar buna neden olmuş olabilir.

Bütün bunlara ek olarak kendime bir soru sormamı sağladınız: NY’yi mi sevmiyorsun, oradaki karakterin canlandırılmasını mı beğenmedin? NY’den pek hoşlanmıyorum açıkçası; gerek tarz, gerek oyunculuk olarak. Oyunculuklarında hep aynı tabloyu görüyorum belki de. Ama gerçek hayatındaki tarzı? Müsadenizle bundan hoşlanıp hoşlanmamak benim kendi tercihim olarak kalsın. Sizin hoşunuza gidiyormuş, samimi buluyormuşsunuz. Hiç bir itirazım olamaz. Yine müsadenizle, ben aynı tarzdan son derece rahatsız oluyorum ve hiç hoşlanmıyorum diyebilir miyim? Sizin samimiyet olarak tanımladığınız yönü bana yalnızca avam geliyor, üzgünüm. Bütün bunları bir kenara ittiğimde de filmdeki karakterin canlandırılışını beğenmedim desem? Ya da beni ikna edemedi desem? Bana çok kızacaksınız gibi geliyor.

Evet, kızacaksınız ve zaten yorumunuzda da bu his çok açık. Şimdi yorumunuzda kullandığınız üslup hakkında bir iki şey söyleyeceğim. Öncelikle şunu açık etmeliyim: Bu blogda profesyonel bir şey yapmıyorum, köşe yazarı değilim, sinema eleştirmeni hiç değilim. Haşa! Haddimi de bilirim. Ama bilgi sahibi olmadığım kanaatini nereden edindiğinizi de anlamadım. Ben de şimdi sizin yanlış kullandığınızı düşündüğüm bir kaç kelimeden yola çıkarak Türkçe bilmediğinizi varsayabilir miyim acaba? Ve size teması bu olan saldırgan bir yazı yazabilir miyim? Hayır. Asla böyle bir çıkarımda bulunmam. Çünkü bu biraz fazla sert olur, değil mi? Ve bir o kadar da haksızca. Ama tabi şimdi size neyi ne düzeyde bilip bilmediğimi anlatmaya çalışmak da çok beyhude olur. Oyunculuk üzerine bir kaç kitap ismi versem mesela, biraz olsun imajımı toparlayabilir miyim? Aslında buna hiç gerek yok, bunu da biliyorum.

İkinci olarak, son derece samimi bir şekilde tekrar etmek istiyorum: Gerçekten de herhangi bir konuda öyle engin bir bilgiye sahip filan değilim. Sinemaya dair bilgim gittiğim filmler ve takip ettiğim naçizane bir dergiden edindiğim bir kaç kırıntı. Yazdığım yazının sizde neden böyle bir öfkeye yol açtığını anlayamadım. Burası bir blog; bir gün kedimi yazıyorum, bir gün yaşadığım bazı çıkışsızlıkları, bir başka gün de gittiğim bir filmi. Altına A. Dorsay diye imza atma gayretim bile yok. Ah gün gelecek ben de ne biçim eleştiriler yumurtlayacağım gibi bir rüya yok. İnanın sadece hissettiklerimi yazıyorum. Başka film yorumları da yapmıştım, kimse beğendiğine veya beğenmediğine bu kadar kızmamıştı. Kızmanız bir yana bu kadar “kırıcı” kelimeler kullanmanız çok şaşırttı beni. Bakın “kırıcı” diyorum; gerçekten üzüldüm. O kadar amatörüm yani. “Ayrı bir eleştrimenlik başarısı” / “Fikir sahibi olmak için bilgi sahibi olmak” / “Engin bilgi paylaşımı” / “Ne kadar saçmaladığımı öğrenmek”... Bütün bu ifadeleriniz beni gerçekten incitti.

Aziz bey, son olarak da ikinci yorumunuzda aniden yumuşayan üslubunuzun beni şaşırttığını söylemek istiyorum. İlk yorumunuzda dayak yemişten beter oldum zira. Film hakkındaki diğer yorumlarınız hassasiyetinizin NY bağlamında olduğunu düşündürttü bana. Bu hanım bir gün Oscar veya bir başka ödül alırsa beni düşünüp derin bir ohh çekeceksiniz gibi geldi. (En kibar ifadeyle) Umarım alır; bana da bir başka filmini seyredip oyunculuğu hakkında bir kere daha düşünme fırsatı doğar.

Saygılarımla
miso

5 yorum:

Öykücü dedi ki...

NY patavatsızlığını samimiyet diye nitelendirmiyorum ben de.Bana da itici geliyor.Röportajlarına katlanamıyorum,ses tonu sinir bozucu bir tizlikte.Gülüşü falan bile itici geliyor.

Ama ben oyunculuğunu beğeniyorum.Adem'in Trenlerinde çok beğenmiştim,Eğreti Gelinde bir harikaydı ve bir dizi olmasına rağmen Belalı baldız dizisinde müthişti.

Vicdanı ise seyretmedim.

Bir film hakkında yorum yapmak için bilgi sahibi olmaya gerek yok bence.O film izleyiciler için yapılmıyor mu?Filmi izlemek için para ödemiyor muyuz hatta?O halde izleyen herkesin yorum yapma hakkı vardır.Kimi teknik yorum yapar,kimi sadece filmin kendine hissettirdiklerini yazar.

Sevgiler..

Adsız dedi ki...

Evet gerçek hayatta beğenip beğenmemek bize kalmış, ama oyunculuğu müthiş bence. Bir zamanların Fatma Girik'ini andıran, oynadığı rollerin hakkını verin bir oyuncu bence. Onun tırnağı kadar olamayıp ondan daha iyi yerlere gelmiş bir çok oyuncu varken bu kadar eleştirilmesi bence biraz haksızlık ona.
Selamlar
Vildan

Adsız dedi ki...

NY : rol icabı değil doğal iticiliğe sahip kişilik. Aziz bey merak etmeyiniz ; Miso hanımın yapım şirketi yok, NY hanıma veto da çekemez. Bir sinema severin şahsi eleştirisine çantasız avukat(babannemin lafı) modunda savunma çok taktire şayan bir çaba. Tebrikler....

Sevgiler, dufresne :)

Ekmekcikız dedi ki...

Misocuum,
Dünkü, gününüzü bugün kutluyorum, yine geç kaldım, yine alice'in tavşanı oldum.:))
Kutlu olsun!
:)

miso dedi ki...

Sevgili Öykücü, Vildan ve Dufresne,
Bir yorum ne kadar büyük bir sıkıntı haline geldi; şaştım kaldım inanın. Sıkıntı dediğim şey kendime dair: Hakiki bir antipatiyle oyunculuk bağlamında hakkını yiyorum bir oyuncunun! Ayıp ettim, biliyorum. Ama yine de kendimi alamıyorum. Ne fenayım ben :) Paylaştığınız için teşekkürler.

Bu arada Dufresnecim, uzun bir aradan sonra gelmeniz beni çok hislendirdi. Yapım şirketi de fena olmazmış hani. Ortak girişimlerde mi bulunsak ne?

Ekmekçikızcım,
Teşekkür ederim canım tavşanım.

marruu