8 Haziran 2009

Kurum-dışı-insan rahatsızlığı


Başka nasıl tarif edebilirim bilemedim. Başlığın sebebi budur. “Okul sınırları içinde okula ait olmayan” mı deseydim acaba? Bunlar hemen göze batıyor, hemen anlaşılıyor. Yok yok, kılık kıyafetten değil; etrafındakilerle “sağır var karşımda, iyice bağırayım, olmadı elimi kolumu olanca kuvvetimle sallayayım da anlaşılsın,” içgüdüsüyle konuştukları için. Ama okulun neresine giderseniz bu böyle. Aslında öğrenciler de öyle zaarif zaarif konuşan tipler değiller, onların da ses tonu gayet yüksek. Benim bahsettiğim farklı bir şey. “Mezun” diyerek bu kümeyi ufaltmayayım: Mezun olması şart değil. Öğrenci-hoca-asistan-çalışan grupların hepsini düşündüğümüzde okula ait olmayanlarda ses ayarı sıkıntısı oluyor. Aman allahım, ne konuşuyor olurlarsa olsunlar, enn çok onlar eğleniyor. Ne komik, ne komik. “Ağbi adam röveşata yaparken köt üstü bi düştü. Hahahah.” Ya da en bilici onlar. Bankacılık sektöründen tıbba, zannedersin alim muallim. Gerçi öyle olsa burada işin ne, aman efenim biz öyle sanalım maksat o.

Bu yazıyı Çatı’da yazdım. Az önce maruz kaldığım ‘canlandırma-anlatma-doğaçlama’ sebebiyle içeri kaçtım. Zaten anırıyor zat-ı muhterem, arkadaşları da paso haykırarak gülüyor, bir de üzerine ayağa kalkıp pozisyonu canlandırmaya başlayınca dedim ki bu gerizeka şimdi üzerime yıkılacak, kavuşmuş olucaz.

Ne bu ya?

Bağırın canım bağırın. Bilkent sırtları duymadı.

pıhhh

1 yorum:

Ekmekcikız dedi ki...

İşte onlar büyüdü, artık daha önemli "şey"lerle uğraşıyor ya, ondan olsa gerek Misocum, kızma kızma!
:)))