23 Ocak 2008

Öğretmenim…


Zaman zaman Ilgaz’ı okuldan almaya gidiyorum. Tipler genelde hazırlanıyor oluyorlar. Çantanı topla, palto giy falan filan. Her gittiğimde öğretmenimiz orgeneral Nevin hanım pek bir gergin oluyor. Ooooğlum, sen onu giy, sen çantana bak, nee çiş mi, bu saatte mi söylenir... Hep içimden, “huylanma miso, sen olsan ikinci dersin sonunda cinnet geçirirsin, haklı kadın,” falan filan diyorum ama kendim bile yemiyorum doğrusu. Bir kaç kere de sınıfın arka taraflarındaki birilerine müdahale etmek için önündeki çocukları hafiften ittiğine şahit oldum ama ona da “yok canım, arkaya yetişmek içindir,” dedim. Bunu da hiç mi hiç yemeyerek tabi.

Geçen hafta okula gittiğimde henüz sınıf kapıları kapalıydı. Yan sınıfın velilerinden biri de koridordaydı. Koridor sosyalleşmesi kaçınılmaz oluyor, ve seviyorum da aslında. Karşındaki bir iki kelimeyle ayna gibi belli oluyor. Biz orada dikilirken içeriden yine bizim öğretmenimizin sesi geliyor sen öyle yap, sen şunu yapma filan diye. Yanımdaki bayan birden, “siz bu kadını neden şikayet etmiyorsunuz?” demez mi? Yüzüne bakakaldım. “Hanımefendi, ne zaman gelsem bu hanımın ağzından bir tane güzel söz işitmedim. Sürekli azarlıyor, çocukların özgüvenini sarsıyor resmen.” Çok abartmadan ben de bazı sıkıntıların olduğunu ama Ilgaz’ın sürekli ağzını aradığımı ve çok mutlu olduğunu söyledim. Yani bir çocuk severek ödev yapıyorsa, okula giderken mızımıyorsa, kurnazca sorulan soruların hepsini aynı doğallıkla cevaplıyorsa bir problem olmadığını düşünüyorum. O velinin de bir arkadaşının bizimkinin sınıfında çocuğu varmış; o çocuk da çok mutluymuş. Öğretmenini çok seviyormuş. Belki biz denk geliyoruzdur, dedim. Belki de, dedi. Birbirimizi kandıramadık. Ben de ne yapacağımı bilemedim.

Dün sabah Ilgaz’ı sınıfa bırakıp çıktım. Gitmeden önce de öğretmenimizle karşılaştık, sabah sohbeti yaptık, pek şeker konuştuk. Tam dış kapıdan çıktım ki cebimde Ilgaz’ın kırmızı kaleminin olduğunu farkettim. Vermek için geri döndüğümde Nevin hanımın sesi sınıfa sığmamış koridor duvarlarına çarpıyordu. “Bir şeyi de söylemeden yap, hep ben mi başında duracağım....” Bir şeyler daha dedi ama hatırlamıyorum. Sınıfta bir kız, iki erkek çocuk vardı. Ilgaz’a mı dedi, diğerlerine mi dedi, kime dediyse desin farkeder mi, bu nasıl bir sert bir ses tonu ve kelime seçimidir... Azarı ben işitmişim gibi bir kaç saniye içeri giremedim. Girdiğimde de öğretmenin yüzüne hiç bakmadan Ilgaz’a kalemini verdim ve oğlanı alıp çıktım. Beni kapıya kadar geçirirken “annecim öğretmeniniz bir şeye mi kızdı?” dedim. “Yok, yok, kızmadı, kızmaz, ebelek gübelek,” dedi. İyice uyuz oldum.

Şimdi oğlan ya korkuyor ve o yüzden yok yoook diye direk savunmaya geçiyor, ya da bu manyak kızdığı zaman sapıttığı için bunu kızma olarak algılamıyor. Ne yapacağımı bilemiyorum. Eski velilerden bir kaçı, ay pek şanslısınız, harika bir öğretmendir, biraz serttir ama çok başarılıdır, demiş. Şimdi ben kurcalasam bu iş Ilgaz’ın başına patlar mı? Biraz daha bekleyeceğim. Ara tatilde kayınvalide Ilgaz’ın ağzını bir temiz arasın. Kendisi emekli ilkokul öğretmeni ve muhtemelen de çok çok iyi ağız arayacaktır. Eğer travmatik bir şey hissederse gidip okulu yakayım diyorum. Kökten çözüm olsun. Tertemiz.

marruu

15 yorum:

figen dedi ki...

misocum sen şu an benim gelecek kabusumu yaşıyorsun ,daha okula gitmek için 3 yılı olan oğlumun başına böyle şeyler gelir abuk bir öğretmene düşeriz diye ödüm kopuyor.bence bu olayın üstüne çok iyi düş çünkü çocuklar bir çok şeyin farkında değil, korkutma yada başka türlü davranış sonucu çocuk onu kötü olarak algılayamayıp normal bir şeymiş gibi düşünebilir.sana daha kabus bir şey söyleyeyim benim erkek ve yaşı bayağı olan ilkokul öğretmenim sapıktı tüm kızlara elleyip elletirdi!! ama biz saf tipler onu çok severdik çünkü kötünün ne olduğunu bilmezdik 3. sınıfta okuldan sürüldü çok ağladık .ablamda aynı okulda öğretmendi o anlatmıştı böyle böyleymiş diye ben şimdi şimdi farkına varıyorum yapılanların, düşün artık çocuk aklının saflığını.tamam çok korkuttum ama sen yinede ılgazın ağzını çok iyi ara hatta siyasi şube iyice bir sorguya çeksin onlar tam konuşturur:)bunu okuyan öğretmenler bana tavır alabilir ama yinede iyi düşünmek iyi araştırma yapmak gerekir ortalık ruh hali bozuk insanlarla kaynıyor ve çocuklarımızın geleceği ruh sağlığı tehlikede olabilir..öğretmen dediğin sert olur bağırır diyede düşünen çıkabilir ama onlar daha çok küçük, böyle böyle şiddeti öğrenirler bence diyorum ve bitiriyorum ..bizim el bebek gül bebeklerimizi emanet edeceğimiz insanlar hakkında titiz olmamız en doğal hakkımızdır.umarım düşüncelerimi düzgün anlatabilmişimdir ..

Köşenin Delisi dedi ki...

Misom ne sinir bozucu bir durum ya :( Ama bence de iyi düşünmüşsün kayınvalidenin ağız araması konusunda. Hem vakit de geçmiş olur biraz. Biliyorsun, anlatmıştım sana sadece iki dönem süren ilköğretim maceramı ve yüksek sesten nefret eden biri olarak yüksek ses dışında bir şey kullanamaz hale gelip, "hayır ben bu değilim, olmamalıyım" diye nasıl kaçtığımı oradan... insan bir işi beceremiyorsa kabul etmeli bunu ve paşa paşa geri çekilmeli, çünkü ilköğretim ve lise öğretmenliği her babayiğidin harcı değil cidden...inanılmaz bir sabır ve hoşgörü gerektiriyor, çocuk sevgisi mevgisi, güleryüz falan da yetmiyor.

ha bi rde şöyle bir durum var...bu kadın kaç yaşında? Eğer deneyimli bir sınıf öğretmeniyse, yan sınıfın sana "şikayet edin" diyen velisi gibi biriyle hiç mi karşılaşmadı bu kadın daha önce ve hiç mi şikayet edilmedi? Ama yine de hiç hoş değil el kadar çocuklara avaz avaz bağırması...bi de bunlar birinci sınıf yahu, en kuzu halleri, 4-5 olunca napcak çok merak ettim??

Figen'in verdiği örnek beni dehşete düşürdü...başka bir şey diyemiyorum.

elektra dedi ki...

misocum,araştır,içini ferah tut. ılgaz'a güven. severek ders yapmak, okula giderken mızımamak gibi çok yerinde dayanaklarınla içini ferah tut, kulağını gözünü açık. oğlum okula başladığında öyle bunaltmıştım ki onu, öyle yapıyor mu öğretmen, böyle yapmıyor mu? vıdı vıdı vıdı...çocuk bana karşı öğretmenini savunmaya geçmişti.hoş hep şanslı olduğumuzu düşündüm, tam savunulacak adam çıktı öğretmen de. seninki de böyle çıksın umarım.bir de benim yaptığımı yapıp çocuğun şirazesini bozma bence:) öperim ılgaz'ı. seni de seni de:)))

DIAGONAL dedi ki...

daha öncede söylemiştim öğretmenlik bol sabır isteyen bir meslek herkes kaldıramayabiliyor bu psikolojiyi ...

ama diğer yandan kendi canından kopma can ı bir başkasına emanet etmekte zor olsa gerek zor bir durum gibi...


iyi şeyler düşün iyi şeyler olsun ... yüreğinle kal

cenebaz dedi ki...

Ben postun sonundaki radikal ve annece çözüme bayıldım :))

endiseliperi dedi ki...

atakuş'un öğretmeni öyle biriydi; olgunca bir hanım, bas bas bağırırdı bütün gün. veli toplantılarında, her öğrenci için diyecek kötü bir şey bulurdu. biz sevmezdik. hatta bora kavga etmişti onunla da, toplantılara filan ben katılıyordum ara sıra. ancak atakuş, severdi öğretmenini, mesela ben, okuldan geldiğinde, n'apıyor senin çatlak öğretmenin, diye sorunca şakacıktan, hafif bozulurdu:)

ben bora'nın yerinde olsaydım, çocuğu çoktan alıp başka sınıfa verdirmiştim, ben çekemem öyle öğretmeni. ama bora arkadaşlarına alıştığı için ve atakuş da öğretmenini sevdiği için bıraktı o sınıfta. hiç bilmiyorum ki, ne yapılmalı. belki de, aman hocam, yine sesiniz koridorlarda çınlıyor, uyarı gelmiyor mu diğer sınıflardan ders yapamıyoruz sesten, gibi bir şeyler söylerdim sanırım. ya da öğretmen çok kompleksli, özgüveni zayıf biri değilse doğrudan konuşurdum.

neyse, bir babaanneyi bekleyelim, belki o neler olduğunu anlar.

kendinize iyi bakın. öpücükler, sevgiler.

ali*kayhan - sorgu*sual dedi ki...

Sizin kendi ilkokul öğretmeninizin üzerine Ilgaz'a da onun azıcık modern hali denk gelince genetik odaklı bir şanssızlık olduğunu düşünmeye başladım. Bir de bu okullar rastgele okullar değil ki, nasıl bu hocalarla konuşan, onları uyaran bir yönetim olmaz anlamıyorum.

Fakat olur da okulu yakarsanız tüm Ankara'ya sıçramasa olur mu acaba? Yani alan geniş tabii de ben yine de bir söz alayım dedim.

Öykücü dedi ki...

Zor bir durum gerçekten.Ama bence korkma çocuk travma falan yaşamaz.Yani bizim zamanımızda ne psikopat öğremenler vardı bağırmaz direk dalardı falan.

Bana olmadı -kız öğrenci olmanın avantajları- ama önümde feci dayak yiyen bir sürü arkadaşım oldu.Hiç birimiz de psikopat olmadık.Ya da olduk ama bu hayatımızda bir eksiklik oluşturmadı.

Benim annem de çok dikkatliydi.Hatta bir başka arkadaşımın dayak yediğini anlattığımda çocuğun ailesini ınamıştı filan.Ama yediğim azarları sormazdı daha çok fiziksel şiddeti araştırırdı.

Çözümüne bayıldım.

miso dedi ki...

Figencim,
Anlattığın olay yıldırım çarpmışa döndürdü beni. Nasıl olur yahu demekten başka bir şey bulamadım. İyi ki adamı sizden uzaklaştırmışlar. Ama kafama bir şey takıldı: Sürüldü demişsin ya, bir başka ilkokula sürülmedi umarım. Yani faaliyetlerine daha rahat edebileceği daha ücra bir yerlere yollandıysa rezaletin önde gideni olmuş demektir.

Delicim,
İlköğretim benim için de imkansız bir alan. Faaliyet gösterebileceğim bir ortam değil ne yazık ki. Aslında ne yazık ki demek yanlış; en azından bunun farkındayım. İyi de bizim öğretmenimiz cidden tecrübenin doruklarında geziniyor olmalı; emekli olup burada başlamış biri. Sevmiyorsan, ya da artık zor geliyorsa bırakmalısın diye düşünüyorum. Sanırım örtmenimiz böyle düşünmüyor. En iyisi buuğğ, hieyyt!!

Elektracım,
Evet haklısın, benim de tek güvencem Ilgaz. Ben şimdilik üzerine gitmiyorum, yalnızca ağız arıyorum. Ama itip kakıyor olması canımı sıkıyor. Yani bu iş ilerler mi acaba diye düşünmekten alamıyorum kendimi.

Diagonalcim,
İyi şeyler düşünüyorum, iyi şeyler olmuyor bu sınıfta. (Çok depresif oldu,o kadar da kötü değil :) Gözlemlerim devam edecek.

Çenebazcım,
Evet, değil mi? Bir bidon gaz edindim bile. Umarım saçlarım (3 tane zaten) yanmaz tutuştururken.

Pericim,
Çocuklar aynı sanırım. Pek bir şeyi ayırt edemedikleri için sevmekle çözümlüyorlar olayı. Aslında bu tarz davranışın doğru olmadığını mutlaka seziyordur Atakuş da, Ilgaz da. Ama seviyoruz deyip hallediyorlar kendi kafalarında herhalde. Bu arada önerdiğin çözüm muhteşem, ama bizim orgeneral Nurettin Aknoz'da işe yarayacağını hiç sanmıyorum. Beter ters teper diye ödüm kopuyor. Babanneye çok iş düşüyor cidden.

Alikayhan,
Di mi ya? Nasıl da genetik bir uğursuzluk var üzerimizde. Yılandan çiyandan uzak olalım yalebbii!! Okula başka şikayet gitti mi bilmiyorum, çünkü ben henüz şikayet etmedim. Ama bir gün toplu linç girişimi haline gelirse şaşırmam. Bu arada, okulu yakarsam senin yurda sıçramaz korkma. Ya ne menem bir oportunist var senin de içinde, anlamadım gitti. Ben burada evladım için inim inim inliyorum, sen sanal bir yangının külünden bile huylanıyorsun. Yeni nesil işte.

Sevgili Öykücü,
Annen muhteşem biri olmalı. Tatlı sert. Bizimkilerin benim yediğim dayaktan haberleri bile olmadı yıllarca. (Ama bu çook uzun bir yazının konusu) Çözüm iyi, di mi? Valla iyi gaz verdiniz, yapıcam galiba :) Ohh, ısınırız hem.

marruu

EKMEKCİKIZ dedi ki...

Misocum,

Ilgaz'ın karakterini, tepkilerini sen en iyi bilirsin. Onun algıları en önemli olanı.
Oğlumun 1. sınıf öğretmeninin sınıfın yarısı tarafından nefretle anıldığını algıladığımda çok şaşırmıştım. Oğlum, çok mutluydu, onun zamanında. Meğer, öğretmen çalışkanları sever, onlara iyi davranırmış.
Tam aksine 2. sınıfta gelen öğretmen ki, herkes çok iyi öğretmen derdi ve örtülü bir disiplini vardı, oğluma uzun zaman sabahları mide bulantıları yaşatmıştı.

Sene ortasında sınıf değiştirmek çocuk için iyi bir durum olmayabilir de, okulun iyi işleyen bir rehberlik ve iç denetim sistemi varsa, öğretmeni hizalayabilirler.

Bir de herkesin "başarılı" dediği öğretmene pek kanmamak lazım. Genellikle, böyle başarılar hırslı olmakla aynı anlama geliyor. bu hırsın, çocuğa değil de, öğretmenin ününe katkısı oluyor.

Aslında şu "pedagojik formasyon" dedikleri şey, en çok ama en çok, ilk okul 1,2,3, öğretmenleri için gerekli. Çocuğun tüm hamuru orada yoğruluyor.

Lafı uzattım. Bağlamak için şunu söyleyeyim, bazı durumlar veya kişiler, biz ne yaparsak yapalım hayatın, hayatlarımızın akışını öyle ya da böyle etkiliyor. Yapılması gerekeni yaptıktan sonrası, derin bir nefesten fazlası olamıyor. Yüreğini ferah tut.
:)

Aklımdakiler... dedi ki...

Gerçekten zor bir durum.. Eğer tatilde kayınvaliden Ilgaz dan ciddi bir bilgi alabilirse, sen okulu yakmadan önce öğretmeni bir kazığa bağlayıp çevresinde çocuklara tamtam dansı yaptırır mısın? Hayır yaptırmayacaksan beni çağır ben yapayım:-)

Şakası bir yana can sıkıcı bir süreç bu.. İnşallah sadece sert ve bazen ağğzının ayarını kaçıran bir öğretmendir bu..

figen dedi ki...

misocum azıcık uzak bir semte sürülmüştü sapık öğretmenimiz
:( hemde emekliliği çoktan gelmiş olduğu halde!! demekki şikayet edenin arkası öğretmenin arkası kadar güçlü değilmiş:(

miso dedi ki...

Sevgili ekmekçikız,
Haklısın. Ilgaz'ın yakın takipçisiyim. Başka bir yolu yok zaten. Ya bir de Cuma günü Ilgaz'da Beta olduğu ortaya çıktı. Sabah doktor, eczane filan derken öğleye doğru okula gidip karnesini aldık. Biz gittiğimizde öğretmeni müdürün yanındaymış. Bir yarım saat bekledikten sonra görebildik. Müdürün yanına neden gittiğini bilmiyorum ama döndüğünde biraz garip göründü bana. Belki de benim yorumum ama şikayet olmuş gibi hissettim. Bakalım ne olacak? Bu arada her şeyi kontrol edemeyeceğimi ve Ilgaz'ın kendini korumayı öğrenmesi gerektiğini düşünüyorum. Ben nereye kadar yetebilirim ki sonuçta? De mi ama? :))

Sevgili Aklımdakiler,
Kayınvalideyle henüz konuşamadım çünkü Ilgaz sağ bacağıma entegre gezdi son bir iki gün. Hem gideceği için, hem de erken ebelediğimiz Beta zıkkımı yüzünden. Bir fırsatını bulup konuşacağım inşallah. Ya cidden elele tutuşup kadının etrafında dönsek ne güzel olur. Sonra da Ergenekon'a katılır uluruz. heheh.

Figencim
korktuğum cevabı verdin. Umarım ölmüştür. (valla, umarım yani. yaptığı işin başka hiç bir bedeli yok bence)

marruu

Elif dedi ki...

:o(

Icim karardi resmen. Ama travma olmaz cocuk. Ogrenmesini, ogrenme seklini etkiler mi bilmem. Ayrica otorite kurmanin boyle birsey oldugunu sanabilir. Ama travma degil. Hakikaten psikopat hocalar vardi bizde, ben travma olmus muyum?

Derim ve sen derhal Elif gibi olur Ilgaz diyerek kosa kosa gider ve okulu yakarmissin mesela!!!! :oP

www.elifsavas.com/blog

miso dedi ki...

Elifcim,
İçimdeki korku bildiğin gibi değil. İlkokul anılarımı yazsam uçuklarsınız inan. Ama dediğin gibi bir psycho durumu yok. Ya da ben senden beter durumdayım, heheh.

marruu