4 Şubat 2008

Okula dönüş

Okul inanılmaz güzelliğiyle duruyor yerinde. “Orta saha” derdik biz. Güney kampüsün ortasına yayılmış, gel bana, oyna üzerimde yapıyor yavrusuyla gelmiş mezunlara. Hava muhteşem; 13.5 derece gösteriyordu demin. Birlikte geldiğim arkadaşların oğlu arıza yaptığı için az önce ayrıldılar. “Sen de gel, annemlerde yemek yiyeceğiz.” “Yok, çok mersi.” Ya gitmem, gidemem ki şimdi ben annenlere. Saat 4 olmuş, şurada okulu görüp görebileceğim bir saatim var.

Tuvalete girmek için Birinci Kız yurduna giriyorum. Girişteki anons odasına bir hıyar oturmuş. Görevli, belli. Görev bilinci tam. Apoletleri var, ve hem yarma hem de hıyar. Buyur, diyor. Buyurmak istemiyorum, sen de kimsin, ben buranın on beş yıl önceki sahibiyim, sen ne vakit gelip oturdun buraya... Demiyorum tabii ki. Ama üzülüyorum için için. Tuvalete izin veriyor lütfen, ama odama çıkarmıyor. Biz okurken yurtlara bekçi koyacaklarını duyurmuşlardı da kıyameti koparmıştık. Gece orta sahada toplanmıştık bütün okul. Hatta bana çok daha kalabalık gelmişti, bir çok okul oraya doluşmuş sanmıştım. Çocuktuk tabi, eylem yapıyorduk, çok evcildik aslında, rektör de iyiydi. Polis çağırmamıştı, bizi dövdürmemişti. Ertesi gün bizi kabul etmişti. Birinci kız yurdunu örgütlemiştim ben, akşamleyin oda oda dolaşıp gece şu saatte orta sahaya çıkılıyor, durum budur, bekçi nedir, nedendir, lütfen geliniz, bu hıyarlara emanet edilmeye hiç ihtiyacımız yok demiştim. Eylem olması gerektiği gibiydi, başka sorunlar için bağırılmadı, kendi isteğimize odaklandık. Rektöre dedik; bekçi istemiyoruz, bir güvenlik sorunumuz yok, kapılar kilitleniyor zaten. Okul rahat, güzel, böyle bir figüre ihtiyaç var mı hocam? Yok, haklısınız, demişti. Üstün hoca. Ergüder olan. Ne kadar harika bir rektörmüş, ne kadar farklıymış. Bekçi gelmemişti, ne süper bir gaz olmuştu bize, eylem yapmıştık, kazanmıştık. Devrim yakındır sanmıştı bazı arkadaşlar; ben Sev-Genç’tim, devrim yoktu aklımda. Saçlarım vardı uçuşan. “Biz seninle devrim filan yapamayız,” demişti aşkım. İmkansız aşkım. Hiç tam olarak kavuşamayacağım aşkım. Neyse, devrim lazım değildi onunla, başka keşifler vardı. Biliyorum sandıklarımızı yeniden yaşamalar vardı.

Petek’te de oturdum biraz. Eski haz yok tabi. Baktım aşağılara bir süre. Ah aptal miso dedim, kaz seni, bir bira alsaymışsın. Hava bahar gibi, Ankara’yla alakası yok. Ama bira için çok geç, çıkarsam yukarı inemem, üşenirim, üşürüm de aslında, bakmayın bahar mahar dememe.

BTS denilen bir bina vardır kampüste: Büyük Toplantı Salonu. Bzi saatli bina derdik. Üzerinde kocaman bir saat var zira; ben bile gözlüksüz okurum saati. Devasa orgu vardı bu binanın; şimdi her şeyiyle restore edilmiş, org da tamir ve akord edilmiş. Hemen girişinde de bir sınıf vardır. Yeşim Arat’tan TC tarihi dersi almıştık. Pamuk ailesinin gelini bu hanım. 1.50 boyunda, minicik bir masal prensesi gibi; devasa Şevket Pamuk’un eşi. Bu sınıfın bir de yangın merdiveni girişi vardır. Gece mandal lambamı, kemanımı ve notalarımı alıp yangın merdiveninden sınıfa girerdim. Konser salonlarının akustiği halt etmiş. Sonra ışık dikkatlerini çekti herhalde. Bir gece ben içeride keman çalarken paldır küldür bir adam daldı içeriye.

“Napıyorsun kızım?”
“Keman çalışıyorum.” Bir üç saniye bakıştık.
“Aferin,” dedi. Bir üç saniye daha bakıştık.
“Kızım başka yerde çalışsana.”
“Nerede çalışayım? Burada kimse sesten rahatsız olmuyor.”
“Doğru kızım.”

Adam gitti. Bir süre sonra ben de çıktım. İki üç gün sonra gittiğmde pencerenin kilidini taktıklarını gördüm. Kızdım ama adama değil. Aslında kilidin müsebbibi oydu ama o gece beni çok üzebilirdi. Kimbilir neler kurgulayarak içeri daldı ve karşısına ben çıktım. Bana karşı kilitlenmedi orası aslında; içeri girip türlü çeşit işler çevireceklere (!) karşı korumaya alındı. Neyse, kızamadım ben işte. (Böyle de bir boynu bükük edebiyatı var içimde. Lüzumsuz minnet.)

Okulu çok özlemişim. Gittim ama dönemedim tabii ki. Doğal sonuç. Yeter bana bu biraz.

marruu

8 yorum:

ekmekcikız dedi ki...

Ya, ya!
Siz gidin gezin bakalım öölee okulum okulum diye, sonna bize zaman kalmaz böyle.:((
Ne o öylee kuş gibi?
Gel kon, sonra pıırrr...
Saymadık bak, ona göre.
Hadi, bekliyoruz.
:))

elektra dedi ki...

ben yukarıdaki sayın şahsın yorumuna den den yapmak istiyorum. üstüne diyecek laf bulamıyorum.
ama bir de, olsun ya, sesini duymak da güzeldi diyorum:)))

gaykedi dedi ki...

misocum, ben de eski okuduğum okulların yanından geçerken acı acı miyawlıyorum bee, en çokta ortaokul ve ilkokulumun yanından geçerken bir tuhaf oluyorum nedense, ahh ahh!

Dufresne, dedi ki...

boynu bükük edabıyatı :)) hiiiç alakanız yok , okuyanlar da inanacak şimdi :)

Planlar işleve konmuş, çok sevindim :)

Köşenin Delisi dedi ki...

hoşgeldin :)

miso dedi ki...

Sevgili ekmekçikız,
Hakkımı yeme bak. Valla çok istedim ama olmadı. Sizin memlekette işler böyle. Ben de saymadım aslında. Bir dahaki gelişte kesin görüşelim :)

Sevgili elektra,
Yok öyle denden filan. Bekliyorum Ankara'ya da. Çok sevinirim inan. Senin sesini de duymak güzeldi. Miso? Elektra? heheh

Gaykedicim,
İlkokul, ortaokul ve lisem kuş uçmaz kervan geçmez bir yere taşındı. Çok da özlemiyorum. Ama üniversite... Uutulmaaaazzz.

Dufresne,
Vardır böyle bir şey bende ya, cidden bak. Çok sık nüksetmese de vardır yani. Aksi de vardır tabi, tırnaklar çıkıverir ama bu da olur zaman zaman. Planların hayata geçmesi iyiydi hakikaten. İyi geldi.

Delicim,
Hoşbulduk. Haftaya damlıyorum yaratığı sevmeye :)

marruu

uzay dedi ki...

misooooooooooooooo
ay su an cok üzgünüm beeennn ay her yere yazmak istiooomm bunuuuuu :(

miso dedi ki...

Uzaycım, canım,
Ya üzülme... desem de aslında ben de üzüldüm. Kimseyle görüşemedim:( Tabi kimse benim gibi aylak bakkal değil ki :) Ama bazılarıyla en azından telefonla konuşuk. Sesleri kodladık, öyle de çok sevdik. Neyse, bahara gelcem bak, o zaman bütün bloggerlar bir yerlere toplaşırız. Marul curul ederiz.

marruu