14 Ağustos 2008

Beyhude dialog


“Alo, teyze?”
“Miso kızım, sen misin?”
(Ya ne bu replik, her seferinde aynı! Aslında benim olduğumu gayet iyi biliyor, 70 yaşını geçmesine rağmen hafızada en az 100 telefon numarası kayıtlı, benim sesimi mi tanımayacak? Ama yarabbim, o rol yapma içgüdüsü...)
“Benim teyze, nasılsın?”
(İçim yanar döner. Ne hissedeceğimi bilemediğim bir insan. Ne hissettiğimi de. Burcu pek rahat mesela; ne onu, ne de oğullarını hiç sevmiyor. Ama ben bu kadar net olamıyorum. Annemin teyzesi aslında. Çocukken bakmış bana bir süre, nazlamış, hala da fırsat versem nazlar. Ama ben yaptığı, söylediği bir çok şeye o kadar uyuz oluyorum ki, ne nazlanması, bilakis olabildiğince az görüşüyorum. Sever beni, biliyorum. Ben de seviyorum aslında. Ama haftada bir telefon, yeter de artar bile. Çok bulaşmak zarar veriyor; entrikaların kadını, dişi Ceyar)
“Ay işte hastayım biraz. Bulantı, kusma, bağırsaklarım...” (Bundan sonraki renk ve yoğunluk içeren detayları size vermeyeceğim. Bildiğiniz şeyler zaten. Ve çok uzun sürer)
“Geçmiş olsun teyze, onu mu yedin, dikkat mi etmedin...”
Ama teyzem esas konuya gelmek istiyor. Hastalık filan pek sarsmamış, öğrenmek istediği şeyler var.
“Kızım dayından haberin var mı?”
Hangi dayımdan olduğu açık. Hiç haberimiz olmayan, haber almak istemediğimiz, belki de ölümüyle hepimizin ne yazık bir oh çekeceği küçük dayım. Zaten dayı diye hitap da etmiyoruz hatırlamadığım kadar uzun bir zamandır. Alkolik kendisi, on bin yıldır. Ben 36 yaşındayım, ben kendimi bildim bileli içer. Bazen insan gibi içki içer, bazen ispirto, bazen bildiğiniz alkol. Arada diazem filan da alır. Tık demez. Kendini çok kaybettiğinde salonun ortasına zıçar, sonra onları duvarlara sıvar... Daha anlatayım mı? Anlatma Miso, anlatma. Herkesin, özellikle de büyük dayımın hayatının içine zıçmış, bir de üstüne yıllardır sıvıyor; salonun lafı mı olur.
“Yok teyze haberim. Senin var galiba?”
Olmaz mı? Benden detay alacak aklı sıra. Ama cidden bir kelime bile bilmiyorum kendisi hakkında. Bilsem de söylemem muhtemelen ama hakikaten hiç bir şeyden haberim yok.
“Galiba siroz olmuş. Ya da olacakmış. Hacettepe’ye yatacakmış. Olmuş mu acaba?”
“Teyze sen daha iyi biliyorsun bak, benim valla haberim yok.”
“Üzüntüden mideme ağrılar giriyor, siroz olmuş mudur acaba?”
“Teyze neye üzüldüğünü anlamadım. Annemin ifadesine göre bu adam aktif olarak minimum 45 yıldır içiyor. Son 40 yılını da alkolik olarak geçirdi. (Kendisi 60 yaşında ve yemin ediyorum benden daha sağlıklı) Siroz olursa diye mi üzülüyorsun? (Sinir tepeme sıçrıyor, ya bu ne yalancılık? Bu ne absürd ve beyhude bir dialog böyle...)
“Vallahi hastalığım geçmedi düşünmekten.”
Ya cidden dudaklarımın ucunda küfürler düğümlendi. Hem de sunturlusundan. Ama tuttum. İnsan bırak teyzesine, bu kadar yaşlı bir insana böyle şeyler demez. Hak etse bile demez. Bu kadar diyesi gelse bile demez. Demedi zaten.
“Teyzecim sen üzme canını. Hadi öpüyorum seni, oğlan çağırıyor beni. Bay baaaay.”

Oldu kızım’ını tamamlayamadan kapatıyorum telefonu. Öfkemin yanısıra ciddi bir şaşkınlık yaşıyorum. Ya niye bu kadar kızdım ben? Teyzem tipik teyzem, dayım tipik dayım, bizimle ailesi hakkında cin kadar bilgi bile paylaşmayan annem tipik annem...

Öfkesi sinir uçlarında hazır bekleyen tipik Miso... Atla Miso, kap Miso...

Neye kızdım ben? Ve baş ağrısı çektim sonra?

Salak miso. Bırak gitsin. Bırak, bırak.

marruu

6 yorum:

Dufresne dedi ki...

istenmeyen akrabaların kayıtlarını beyinden silen bi kurum olsa keşke ve aynı kurum 5 ve yukarısı için indirim yapsa ne güzel olurdu :)

Köşenin Delisi dedi ki...

Hay çok yaşa Dufresne, ben de istiyorum o kampanyadan :D

uzay dedi ki...

hepimiz her aile yasıyor demek ki böyle seyler..insan nedense hep bi tek kendinde var sanır yaa..yalnız değilsin misom..bak hepimiz yasıyomusuz aynı seyleri..o bas agrısı niye? kim için?
sadece kendini ve sevdiklerini görüp duysana..
mıırıırırırırır öperiimmm

ekmekcikız dedi ki...

Pek çok yaşlı insan, hastalıklarıyla kendilerine ilgi toplamaya çalışıyor. En kişisel olacak, başkasına söylenmesine gerek olmayan özellikler, haydiii ortaya saçılıp sarmalanıyor. Oysa, kimse gerçek sebebe yönelik bir arama, kendini bulma ve bunu paylaşma çabası içinde değil. Bu saatten sonra, öğreten kişi olup yol göstersen bile yaşlının dinleyip, anlayası yok.
Diyeceğim, çoğumuzun ailesinde anlatığının benzeri konuşmalar oluyor.
Kişisel sağlığı korumak için, tek çıkar yol, Burcu'nun yaptığı gibi postayı kesmek. O zaman da vijdan hazretleri rahat vermiyor. Sonra, al bakalım baş ağrısı.:(

figen dedi ki...

of miso ya tatil dönüşü sayfanı bir açtım tam benlik yada benim çektiklerimden bir yazı olmuş!!hakikaten silinebiliyormu öyle akrabalar abiler ablalar falan yada her düğün ve cenazede görüşmek haber olmak zorundamıyız:(
aslında hata bizde ne aklına getiriyorsun dinliyor gibi yap anında unut gitsin:))

miso dedi ki...

Sevgili Dufresne,
Öyle silme işleri yapan bir kurum olsa etrafımızda maksimum 5 kişi mi kalırdı acaba? Tanrının bize verdiği lanetlerden biri bu akrabalık kurumu bence.

Delicim,
Ekstra hizmetleri de olur; biz isteyelim yeter :))

Uzaycım,
Herkes yaşıyor tabi ki. Yok yok, ben hiç sadece kendime atfetmedim bu laneti; bilakis, arkadaşlarla aramızda muhakkak konuşulan bir noktadır yani. Baş ağrısı mı? Ya seviyorum da bu teyzeyi bennn. Bir şekilde yani... :((

Ekmekçikızım,
Bu kadın yüzyıllardır aynen böyle, ben bir nokta bile öğretemem, mümkün değil. Haddini bilir bu miso :)) Burcu mu? Cidden en iyisini o yapıyor. En azından seviyorum/sevmiyorum diye tanımlayabiliyor.

Figencim,
Görüş görüş bitmez bunlarla ne yazık ki... Bir de mutlu gibi görün, aynı fotoya gir, veya üzüntünü paylaştığına inandırmaya çalışsın seni filan gibi dertler çekilir gibi değil.

marruu