2 Ağustos 2008

Kıbrıs'ın en ucu


Karpaz’a gittik Kıbrıs’tayken. Haritayı gözünüzün önüne getirin; hani o en uç yer var ya, orayı gördük. Tam o ucun adı Zafer Burnu. (Daha az militarist bir isme şaşardım tabi) Buruna gelmeden hemen önce bir manastır. Ve hala faaliyette. Papazlar filan kalıyormuş, millet gelip yarı hacı oluyormuş. Zaten Dip Karpaz köyünde Rum-Türk birlikte yaşıyorlarmış. Arabayla köyün içinden geçiyoruz. Hristos’un kahvesiyle Eyüp’ün yeri bitişik. Adamlar tavla oynuyor dışarıda. Bir de tabi en güzeli kim Hristos, kim Eyüp belli değil. En güzeli bu; gözlerimi dolduran. Orada masa örtüsü filan satan oğlan bir Rum kızına gönül verdiğini, kızın babasının Hristiyanlık şartı koştuğunu, şimdi kızın kendisine kaçmasını beklediğini anlattı. Oğlan 17-18 yaşlarında. Ve nasıl samimi. Burcu dalga geçiyor her zamanki gibi; esnaf dostu Miso, konuşturdun yine oğlanı.

Az sonra kiliseye girmek istiyoruz ama benim kıyafetim fazlasıyla yazlık. Bir şort, bir bikini üstü. (Ama kardeşim, hava gölgede 40 derece. En az.) Kilisenin önünde tahta bir iskemlede oturan yaşlı teyze yüzüme bile bakmadan eliyle beni ittirir gibi yapıyor. Beğenmiyor. Ve haklı. İbadet yerine böyle cıbıl girilmez. Az önceki oğlan hemen bir şal getiriyor. Sarı bir şal, altın işlemeli. Şen dullara benziyorum, gülüşüyoruz. Kilisede muazzam avizeler, Latince dev gibi bir İncil (kilisede başka dilde İncil olur mu, emin değilim) ve bir sürü ikona, mum falan filan. İçerisi o kadar serin ki anlatamam. Dışarının sıcağından sonra insan orada yüzyıllarca kalır gibi geliyor. O teyze de yüzlerce yaşında gibi zaten. Dışarıya gerçek hayata çıkıyoruz. Artık 50 derece.

Bu bölgeye yeni yeni elektrik vermeye başlamışlar. Yazlık ev veya otel izni yok. İki yıldır kıyamet kopuyormuş izin çıksın diye. Ufak ufak başlamış ne yazık ki. Ve eminim ki daha iznin “i”si göründüğü anda baltalar elimizde, mahvedelim doğayıı. Doğa? Afidirsiniz ama ben böyle bir yer görmedim. Evet, çok fazla gezmişliğim yok ama internet erişimimiz var çok şükür. Deniz, kum... Maldivler halt etmiş desem? Ve çok ciddiyim. Ama ne yazık ki tahrip gücü çok yüksek bir milletin habitatı burası. Anavatan gibi. Ne güzelll... Tek eksiği golf sahaları yakında çıkar bir uyanık. Ya da anavatandan sıçrar gelir. Yoksa başka hiç bir farkımız yok. Susuzluk had safhada, havuzsuz villalara insanlar burun kıvırıyor. Anlatabildim mi?

Yurtdışına giden herkeste aynı cümle: “adamlar ellerindekini nasıl da koruyor”. Bizde de tam tersi. Irkan mı kaynaklanıyor bilmiyorum; hem Türkiye’de böyle, hem de Kıbrıs’ta. Hani hem zıçıyoruz, hem de üzerine sıvıyoruz. Ziyadesiyle. Afeden yani.

Döndük artık. Evimizdeyiz şimdi. Burcu’nun kokusu bile burnumda. Ve gülmekten çatladığımız şeyleri düşünüp düşünüp sırıtıyorum hala.

marruu

11 yorum:

Öykücü dedi ki...

Keşke teyze seni ittirmeden eliyle işaret etseymiş 'böyle girme' diye.Din kadar birleştirici,merhameti öğreten,öğütleyen bir olgunun bu denli şiddet içeren bir yanının olması da çok garip.

Çok güzel anlatmışsın,ben de gitsem keşke dedim okurken.

herackles dedi ki...

Olur efendim, her dilde incil olur ama bahsettiginiz "tarihi" bir incil ise Latince olmasini normal karsilayabiliriz. Yine de sasirdim latince olmasina...

şule dedi ki...

ne guzel bir tatil olmus. tatil sonrasi sendrom da olmamis gibi hatta, daha da guzel :P
benim 11 yil once gittigim kibrisla ilgili anim bir bankanin kapisinda kocaman harflerle yazilan "non stop hizmet" yazisinin altindaki "calisma saatleri:9-12 / 14-16:30" notudur. kibrislilarin akdeniz akdeniz kokan non stop hizmetini pek sevmistim :)

gaykedi dedi ki...

seni keyifli görmek güzel miso, tatil yaramış sanırım :)

uzay dedi ki...

özlemişim ;)

ekmekcikız dedi ki...

Ayy, Ağustos'ta Kıprız haa?
Bravvo!
Çok sıcaksever bir Misosun diyorum da başka şey demiyorum.
:))

elektra dedi ki...

becermişiz mi oraları da anavatana benzetmeyi? bize fazla geliyor bence, adamlar üç beş şatolarını bile- ki tarihi en çok 500 yıl geriye gidiyor- tavaf yerine çeviriyor, biz m.ö. lere dayanan kalıntıları, kentleri metro kazılarına, baraj göllerine feda ediyoruz. eeee, ama biz koca troya'yı götürenlere göz yummuş bir ırkın ahvadıyız....

miso dedi ki...

Sevgili Öykücü,
Yok yok, teyze beni ittirmedi zaten. Yanlış mı ifade ettim diye tekrar okudum; senin beni koruma içgüdün kabarmış, onu gördüm :) Ama yıllar önce İstanbul'da öğrenciyken bir arkadaşım Sultan Ahmet Camii'ni gezmek istemişti. Kapıdaki adam arkadaşımı hakikaten itmişti. Çok bozulmuştuk.

Sevgili Herackles,
Her dilde İncil var, biliyorum da, şimdi içime bir kurt düştü. Bana Latince gibi gelmişti o İncil. Acaba değil miydi? Çok da eski bir kilise değil; 1800'lerin ikinci yarısında yapılmış. Yanlış bilgi fışkırttım sanırım :((

Şulecim,
Tatil sonrası üç gün temizlik ve ütüyle geçince sendromlara pek vaktim olmadı galiba :) Bir de Ankara çok boş değil, sevdiğim insanlarla görüşünce her şey güzel gitti. Kıbrıs'taki non-stop hizmet anlayışı cidden komik. İnsanların hızı ise benim gibi bir miso'yu kısa sürede kahrından öldürecek derecede :)

Gaykedicim,
Tatil yaradı çünkü Burcu yaradı :)) Evet ya keyifliyim, marrrr.

Uzaycım,
mırrr, gurrrr :)) Sen gel hep buraya. Lütfeennn :))

Ekmekçikızcığım,
Mecburuz şekerim; evin beyinin izni bu civarlarda oluyor. Bir de Burcu hanım orada ikamette :) Sıcak severim ama bu kadar değil aslında. Neyse ki sivil gezdik. Hep :))

Elektracım,
Cidden fazla geliyor bize. Hemen harap ediyoruz, hiç bir şeyin kıymetini bilemiyoruz. Bir de asla ve asla hatamızı kabul etmeme huyumuz var ki dayanılır gibi değil. Bir sürü bahaneden başka hiç bir şeyimiz yok :( (Sen iyi misin bu arada?)

marruu

Evin Kedisi dedi ki...

Canım Miso;

Ben döndüğümden beridir bir sürü şeyler değişmiş yahu, beni üzenler de var aralarında ama seni okudum yine içime enerjiler doldu. Hernedense Kıbrıs aklımın bir kçşesindedir hep görmek için ama şu sıcaklık ve kuraklık halleri hep engel olmuştur ama bu çölden sonra gidilebilir kılındı kanımca...İnşallah bir gün, özellikle senin gibi iki tarafın birlikte yaşam sürdürebildiği bir yerler görmek istiyorum oralarda. Sorun, her iki halkın da gaza gelmesi konusundaki benzerlikleri...Bir taraf soğukkanlı olmayı becerse aslında kimin kim oldupu bile yazdığın gibi belli olmayacak da...Politikacıların işine gelmez. Hah, bir de hem zıçmak hem de sıvamak demişsin ya...Aynen!

Miso'm, Melih Gökçek'in bu harekat planını kaçırmışım bak yokken. Güven Özveri ve Tecrübe olayına da bittim.

Sağlıcakla kalınız örtmenim :)))

miso dedi ki...

Sevgili evin kedisicim,
Çok özür, yorumuna cevap yazmayı ne kadar uzattığımı görünce utandım :( (Yanaklarım kırmızı bak, valla)

Aslında ben oradayken gelsen sen, ben seni gezdirsem diycem ama pek bir yer de bilmiyorum. Burcum götürürse gidiyorum ancak. Güzel ama. Hele o kumsal... Muhteşem. İyi bir tatil geçirirsin. Kemiklerin de ısınır hem :))

marruu

Adsız dedi ki...

Ah Karpaz ah. İzin çıkmasın çıkmasın çıkmasın.