7 Mart 2010

Ve-da


Aslında gitmeyecektim filme. Mustafa’dan sonra töbe demiştim; bırak Miso bırak, filmi seyretmeyenler bile üfürüp durdular, bozma sinirlerini demiştim. Bir tür öz koruma hamlesi yani. Sonra yeni sınıf dedi ki, aman hocam, canım hocam, bizi filme götür hocam. Götür mötür demediler aslında, eheh, o benim hüsn’ü kuruntum. Her sabah ilk ders direk derse dalmayalım diye dün film izlediniz mi, nasıl buldunuz, aman o aktörü yerim ben gibi geyikler çeviriyoruz. Bu arada yavrular poğaçalarını yutup gözlerini yarım açabilir duruma geliyorlar. Biraz da hani faydalı bir meyvedir sinema, yesinler diye destekleme durumları. Neyse, çok uzattım, Perşembe günü filme gittik toplam 15 kişi olarak. Ama ve fekat...

Filme ilk sahne itibariyle yabancılaşarak dalıp, buz keserek çıktığımı itiraf etmeliyim. Dakka bir gol bir, küçük Mustafa dünyanın en mel bakışlı sarışın çocuğuna teslim edilmiş; dakka iki, gayet uyduruk bir iki sahneyle hafif büyümüş Mustafa’nın liderlik yeteneklerine şahit oluyoruz. (Artık dakka saymayacağım ama liste sonsuza kadar gidecek). Mustafa’nın annesiyle Mustafa bütün o boya-badana makyaja rağmen sürekli aynı yaşta görünüyorlar. Fikriye Mustafa’ya kahve getirip salondan çıktığında Mustafa Kemal hafiften eğilip, uzaklaşan kızı arkadan kesiyor; ve yemin ederim ehi ehi diye sırıtıyor. Savaş sahneleri toplam 20 askerle çekilmiş (haydi 40 olsun; şimdi uyduruk Hollywood filmlerine adamlar bu işi biliyor tadında övgü mü düzelim?) Büyük Balkan göçünde insanlar ip gibi bir sıraya dizilmiş, tek sıra halinde ilerliyorlar... Ay aman ya, her bir sahne ayrı bir yabancılaşma...

Filmde gerçeğe aykırı bir sürü şey. Bu arada referansım da Salih Bozok’un Gazi ve Latife kitabı; orta 3 hayat bilgisi kitabı değil. Bu sabah Zülfü Beğ’in röpörtajını dinledim; efenim yurt dışında yönetmenler daha özgürmüş, o hiç özgür olamamış, M. Kemal’i istediği gibi yansıtamamış, çok hassas bir konuymuş, oysa bu bir filmmiş, istediği gibi yansıtabilmeliymiş.. Bu miso diyor ki, efendim eğer sen gerçek bir karakter üzerine bir film yapıyorsan, o filmdeki yaratıcılık durumun biraz kısıtlanır haliyle. Yani örneğin Atatürk’ü abanoz karası saçlı bir aktöre canlandırtmak tabi ki yönetmenin bileceği iştir, ve fekat böyle bir şey yaptığı anda da seyircinin bu duruma yabancılaşacağı gerçeğini gözönünde bulundurması gerekir. Yok yok, bu kadarı da olmadı ama hatırı sayılır miktarda sıkıntı vardı bence.

Geniş kadrolu bir müsamere kıvamındaki bu filme gitmemenizi şiddetle tavsiye ederim. Zira miso’nun ruhu şişim şişim şişti. Neyle indireceğini de bir türlü bilemedi.

marruu pıhhh

7 yorum:

ganfi dedi ki...

yav misom tüm hayalerimi bir kalemde silip attın bu hafta gitmeyi çok istiyordum bu filme .iştee sonunda doğru dürüst bir filmini yaptılar Atatürkümüzün diyordum reklamlardan ötürü,buda fosmuş demek!!!.milletçe aramızda para toplayıp holivudun en iyi yönetmenini tutsakta bizmi filim yaptırtsak?birde dersimiz Atatürk diyede bir film başlayacak reklamını görmüştüm o nasıl aceba bizim için onada bir kritik yap:))

aslı hayvanı dedi ki...

valla ne yalan söyleyeyim. zülfü'nün müziğini de sevmem ama o konuda benim anlamadığım bir cevheri olduğunu kabul ediyorum. ancak yazarlık ve sinema konusunda çok kötü olduğunu rahatlıkla iddia edebilirim.

şu yaratıcılık meselesine gelince; tepkilerden (mesela Atatürk'ü saçları siyah biri canlandırdı diye) korkularak sanat yapılmaz. madem korkacaksın ve bu yüzden de yaratıcı olamayıp basit, sığ şeyler üreteceksin, o zaman hiç üretme güzel kardeşim boşu boşuna. gişe gelirleri tatlı geliyor olsa gerek!

deryik dedi ki...

ben hiçbir atatürk filminden bi şi beklemiyorum. çünkü hepsi aynı şeyi hedefliyo: 90 dakikada belgesel. görsel şölen eşliğinde adamın tüm hayatı. neden ki? bi dönemi seçilebilir pekala. gandhi, churchill, mandela, bir sürü liderin böyle dönem filmleri var. zaten adamın hayatı 10 kaplan gücünde. atıyorum, inönü muharebesi öncesi ve sonrası. veya istanbul kuşatması altında atatürk. veya cumhuriyet ilanı sonrası. yok ama, filmi yapanların hayali hep şu: işte bu filmle yabancılar atatürkü anliycak! tabii türkler de! iyi de anlamayan varsa da, ömründeki her detayı bilmiyor diye değil ki.

azimliler de, o azim de 2 boy büyük geliyor kendilerine. üstelik belgesel, biyografik film tarihi de pek olmayan bi ülkeyiz bence.

öyle işte. amma dolmuşum :)

miso dedi ki...

Sevgili ganfi,
Ben para toplamaya başladım ama bir türlü filmin kaç saat olacağına karar veremiyorum:) Bir de diyorum ki Atatürk'ü ben oynayayım. eheh

Aslı hayvanı :)
Zülfü'nün müziğini severdim ben, hele bazı parçaları vazgeçilmezimdir. Ve fekat, cidden artık kafayı yemiş olduğunu düşünüyorum. Bu kadar övünülür mü canım? Babannem gibi :) Gişe gelirleri konusunda haklısın, bence de akıyor ceplere.

Sevgili Deryik,
O kadar hak verdim ki. Biz cidden bir şeyleri seçip üzerinde çalışmayı beceremiyoruz. Bu film biraz çocukluğa odaklanmış desem o kısımlar cidden çok çok kötüydü. Fikriye-Latife çekişmesi desem, orası da çok havada kalmıştı. Savaş sahneleri? Pıhhh. Hayda breh kıvamında :( Ben de dolmuşum. Diğerine de gitmiycem zaten.

marruu

Evin Kedisi dedi ki...

Ya Can Dündar'ı ipte sallandıracaklardı yahu! Adamın anlatmaya çalıştığı şey odur, sanat yaparken kasmaktan kastığı da, memlekette "Ben okudum araştırdım ve Atatürk'ün hayatından üstüüünnnn liderrrr lik dışında algıladığım bir noktası var orayı yansıt.." Höytttt ne diyon lan sen?! Kodummu oturturummmmm! mantığı yürüdükçe böyle ak yapayım diye bok çıkartan,kanırtık durumların çıkması normal değil midir de nedir?! di mi misom talışım balım tatlım gaymaklım :)

miso dedi ki...

Sevgili evin kedisi,
Can Dündar'ı sallandırmaya en önden koşanlar filmi seyretme zahmetine bile katlanmayanlardı, biliyor musun? Üfür bilader üfür...
Valla evinkedisicim, ne desen haklısın; hele de bana tatlımgaymaklım filan demişsin... Artık her dediğine he valla, doğru derim :)

marruu

Evin Kedisi dedi ki...

He! o yüzden tatlımkaymaklım demiştim :PP

Yeni yazdıklarını bir solukta okudum. Yine nedir yahu bu acayip saldırgan insan sürüsü?! Nedir yapılmaya çalışılan? Aslında biliyorum sanki, bizim kültürde efendilik sökmez, böyle kafasına kafasına vurularak bu hale getirilen ve küfürleşmeyi, öküzlüğü insanlar arası iletişim zanneden hıyar ağaları çokçadır, nefret ettim yine bak. Bu türün sevmesi bile boğaz sıkma, vurma, itekleme şeklindedir ya.

Can Dündar'ın filminden nefret etmiş iyi aile kızlarımızdan bir yazar filmi seyretmiş, aaaayyy harikaymış. Hani vardır ya çok muhterem efendimli sepetimli tiplerden, sevgili anneciğimmmm cilerden...İşte böyle çok öptüm çooook!