31 Mart 2010

Ah bu sözcükler...


Sözcüklerle başım dertte. Anlaşamıyoruz biz; sanırım yanlış olanları seçiyorum hep. Ya da yanlış olanlar daha bir kurnaz, daha bir atak; öne geçiveriyorlar olmayacak yerde bir çocuk rahatlığı ve küstahlığıyla göğüslerini gere gere, ne olacak bunun sonu diye düşünmeden, düşünmeye zahmet bile etmeden. Evet evet, bildiğimiz küstahlık bu.

Aslında bu yeni bir şey değil; hep öyleydi. Gerçi ben zamanla törpülendiğimi düşünüyordum, bir takım mekanizmalar kurarak gemleme çalışmaları yapıyordum uzun zamandır, ama bir an geliyor ve engel olmak mümkün olmuyor işte. Sonra? Sonrası kötü. Gerçekten sevdiğim, gerçekten yanımda yöremde olmasını istediğim insanı/insanları üzüyorum, yaralıyorum. Tamam, doğru söylemiş olabilirim ama değdi mi? Yok miso, değmedi. Bu işler böyle olmuyor. Bu işin dürüstlükle hiç bir alakası yok.

İşin kötüsü hiç bir işe de yaramıyor. Ben söylemek istediğimi anlatamıyorum: benim söylediğim açıdan bakıp ne düşündüğümü anlamasını sağlayamıyorum. Karşıdaki direk kişisel algılıyor ve aramızda bir tür sevgi yoksunluğu olduğunu düşünüyor.

İşin daha kötüsü: Herkes kendince haklı.

İşin en kötüsü: Tekrar konuşmak mümkün olmuyor. Çünkü bu müsibet sözcükler başka diyarlara akıp gidiyor. Çoğu kez konuşurken yazmayı düşünmüşümdür; çünkü laf lafı açıyor ve bambaşka yerlere gidiliyor. Oysa söylenmek istenen kaç şey olabilir ki? Onlar söylense, onlar üzerinden konuşulsa. İki tarafın da “onlar”ı dinlense, üzerinde anlaşılsa... Ne yazık ki bu da olmuyor hiç bir zaman.

Böyle işte. Diyorum ya, başım dertte. Düzeltemiyorum bir türlü.

Düzeltemeyeceğim de. Biliyorum.

7 yorum:

endiseliperi dedi ki...

ah miso'cuğum çok iyi anlıyorum seni. ama ben hatayı bende bulmaktan vazgeçtim. çünkü bazı insanlarla da gayet güzle konuşabiliyor, derdimi anlatabiliyor, hatamı anlayıp özür diliyor, ya da onların özrünü kabul ediyorum. oluyor böyle konuşmalar da. ancak bazı insanlarla. bu çok rahatlatıcı bir şey, böyle konuşabilmek. diğer türlüsü ise hmmm... evet, ömür törpüsü biraz.

sevgiler.

tavsan dedi ki...

Simdi ben, google reader'da Endiseli Peri'nin ve senin yazini gordum, ikisini de actip ayri tablarda. Peri'ye yorum birakip geldim ve goruyorum ki Peri de buraya yorum birakmis o sira. Seviyorum boyle rastlantilari.
Ve evet Peri'ye katiliyorum; karsinda senin kotu niyetli olmadigini anlayacak, sana kendini yine ve daha farkli ifade etme sansi verecek insanlar olsa sonuc cok farkli olur.
Bazi seyleri torpulemeye calismak iyi evet; sonucta tekrara, ozure gerek kalmadan ifade edebilmek kendini istedigin gibi elbet cok iyi olur, ama olmadiginda da bunu kopma noktasina getirmeyecek olan insanlar olabilir karsindakiler; senin niyetini, senin iyiligini, onlara karsi olan hislerini biliyorlarsa.
Sen gel bana soyle mesela butun kil tuy buldugun seyleri. Hatta beraber iterate ederek gelistirelim;)

cenebaz dedi ki...

Misocum, çok eski bir laf:"sen ne kadar konuşursan konuş anlattıkların karşındakinin anladığı kadardır" Onun için hiç yorma kendini. Demek ki sorun onlarda, kapasiteleri o kadar.

Ekmekcikız dedi ki...

Olur böyle, bazen.
Sonra bir bakmışsın birgün, hiç ummazken doğru söz söylenivermiş ve düzelmiş karışmış görünen.
Sarılırım Misopisi'ye...
:)

aslı hayvanı dedi ki...

dil iletişim kurmak için yeterli bir şey değil bence, buna karar verdim. kimse asla istediği şeyi anlatamıyor ki. veya düzgün anlatılsa da karşıdaki bunu algılayamıyor ki. onbinlerce parametre var işin içinde. kişinin o an salgıladığı hormondan tutun da rüzgarın güney batıdan esmesine kadar.

bu yüzden hiçbir iletişime girmeden mağara insanı gibi yaşamayı tercih ediyorum ben :)

Lapis lazuli dedi ki...

Dedem derdi ki, sevdigin birine bir laf etmeden once dilini agzinda 7 kere dolandir! Yapiyor muyum? eskiden hayir ama artik evet! Zira tecrube diyor ki laf agizdan ciktiktan sonra donusu yok, ozurler dilense de, unuttum dense de, iliskiler yuruse de soylenen soz tepemizde sallaniyor, hic birsey eskisi gibi olmuyor... soyledim rahatladim duygusu bazi seylerin ustunde degil, iliskiyi zedelemeyi ya da kaybetmeyi goze almaya degmez bence...

miso dedi ki...

Sevgili Pericim,
Benim de konuşabildiğim insanlar var gerçekten de; ama bu sefer çok sert bir kayaya çarptım, neredeyse kullandığımız dil bile farklı geldi. Bir diğeri ise ne yazık ki annem, ve onunla da bazı şeyler konusunda anlaşabilmek pek mümkün değil. Çok ağır hassasiyetleri var kendisinin. Yine de iyi bir haber var; uzundur yapamadığımız bir şeyi yapıp bir arkadaşla bir şeyleri hallettik ve ben şimdi çok çok mutluyum :)) Öpüyorum seni.

Tavşancım,
Evet, bizler aynı auranın içindeyiz, ne kadar da güzeliz, değil mi? Ben de seviyorum bu rastlantıları :) Bir de şu var: Kopma noktasına gelmeyeceğimiz, ya da gelsek bile geri dönebileceğimiz insanlar iyi ki var gerçekten de. İyi niyetimizi ve sevdigimizi bilen:))

Sevgili Çenebaz,
Anlatamadım zaten; sadece ne demek istediğimi anlatmaya çalışmama, hiç bir şey iddia etmememe rağmen anlatamadım. Artık anlatmak da istemiyorum, cidden kapasitesi o kadar :((

Ekmekçikızcım,
Sarıl misopisiye; geçen hafta da o sarıldı diğerine :) Düzeldiler ne güzel. Diğeri? Boş ver, pısssttt...

Aslıhayvanı,
Parametreleri biliyoruz gibi geliyor ya, en çok buna kılım işte. Mağara insanı ha? Of, nefis bir örtmen profili gibi geldi şimdi :))

Lapiscim,
Dedene bin saygı :) Ama bazı şeyler eskisi gibi olabilir diye düşünüyorum; çok keskin değillerse eğer. Tabi kişisine de bağlı:)

marruu