7 Kasım 2006

Fairground Attraction

Çok eskileri hatırladım dinlediğim bir şarkıdan sonra. Çok eskiler dediğim üniversite yıllarım. Fairground Attraction diye bir grup vardı, acayip severdim. Böyle sabun köpüğü gibi şarkıları vardı; nefis ritimler ve en güzel tarafı da o zamanlara göre bana muhteşem gelen sözleri olan nefis şarkılar.
Boğaza karşı oturup yan taraftaki milyon dolarlık olduğu söylenen evlere bakardım önce, içimde acınası bir zafer duygusuyla. Bakınn, önümde boğaz, hemen aşağıda Aşiyan, elimde şarabım, sizin bir milyon dolara yaptığınız şeyi ben beleş yapıyorum. Bir de muhakkak surette daha çok keyif alıyorum. (Bundan emindim ya, ne kadar komik geliyor şimdi, böyle bir yargıya neden varmışım bilmiyorum. Hoş, şu anda anlıyorum aslında ne kadar haklı olduğumu, ama o zaman neye dayanarak böyle bir karar vermişim hiç hatırlamıyoum)
Şişedeki azaldıkça benim içime bir hafiflik dolardı, uçmak, uçmak isterdim. Ne kadar mutluymuşum, ne kadar dertsizmişim :)
Kulaklarımda walkman'in kulaklığı, Fairground Attraction Find my love'ı söylüyor
Cats are crying, gates are slamming
The wind is howling 'round the house tonight
I am as lonely as a boat stuck out on the sea
When the night is black and the tide is high
Oh on nights like these
I feel like falling on my knees
I feel like calling "Heaven please"
Find my love
Find my love
...
Somewhere out there there must be a boy for this girl
Could be anywhere, could be next door
Or the other side of the world
Call up the raido give them my number
Tell them to put it out on the air
There must be someone
There must be someone like me
Sitting lonely as a boat out there
...
Bir süre sonra üşürdüm tabi otur otur. (Pek çabuk üşürüm zaten, tir tir titrerim, öyle ki görenler güler bir süre sonra.) Kalkardım o yüzden, Bebek'e doğru yürürdüm. Sahile inince değme keyfime. Sarıyer tarafına doğru yönelirdim, diğer taraf Bebek kahve'ye çıkardı çünkü. Pek asortikti, sevmezdim. Kulağımda hala Fairground Attraction; diğer güzel şarkıları. Saçlarım uzundu o zaman; at kuyruğumu çözüp hafif esen rüzgara bırakırdım. Hayat çok güzel gelirdi, ben kendimi güzel bulurdum, beğenilesi bulurdum. Her an aşkı bulabilecek olduğuma, aşkın da bir sonraki köşede beni bulabileceğine inanırdım. Saçlarım uçuşurdu hafifçe, doyulmaz bir huzurla gülümseyerek yürürdüm. Bir kaç kişi laf atardı, ne dediklerini duymadığım için umurumda bile olmazdı, hiç kızmazdım. O mutluluğumu ve huzurumu kimsenin bozmasına izin vermezdim. Diyorum ya, güzeldim ben, gençtim, her an her şey olabilirdi, her an harika bir şeyler yaşayabilecek kadar güzeldi her şey. Hiç bir şey için geç değildi, kimse-özellikle de ben geçkin değildim (bazen böyle hissetmek çok yoruyor şimdilerde), herkes ve ben sonuna kadar aşık olunası ve sevilesiydik.
Sonra zaman geçti. Böyle arada kaldım şimdi. Ne güzelliğime olan inancım var artık, ne de o zamanki mutluluğa sevdalı halim. Anlıyorum ki kendimi ve o mutlu hallerimi çok seviyormuşum ben. Çok özlediğimi farkediyorum zaman zaman, ondan anlıyorum yani. Aslında mutsuzluk değil bu paragrafın bahsettiği şey; sadece zamanın geçmiş olduğu.
Geçince de gelmiyor ki geri.
Geri gelebilecek olduğunun işaretini gördüğünde de deli gibi korkuyor insan.
O zaman bir takas gerekiyor çünkü.
Karşılığında asla vazgeçilemeyecek şeylerin verilmesi gereken.
Aldığının da bir gün biteceğini bile bile
hüzünlü misoyum bugün ben

4 yorum:

Elif dedi ki...

Hadi hayırlısı :))

Adsız dedi ki...

Ah... Fairground Attraction!

"Love is unable to speak of love
Like a smile in a whisper does!"

miso dedi ki...

Ah smiles, lips just at the corner of one ear, whispering love, with scent of love...

Önder dedi ki...

merhabalar bayan arkadasimin en sevdigi gurup fairground attraction ve ne yazikki aynı adlı kasetleri kayip,piyasada bulamiyorum.tum masraflarini karsilamaya hazirim yeterki o kasedi bulayim.yardimci olabilirmisiniz?onderdogan01@gmail.com