17 Haziran 2007

Sabah Krizi


Burcu gelecek bugün. Sabah kalkıp annemlere gideceğiz. Babama sürpriz olacak ya, diyeceğiz ki biz ODTÜ’ye bisiklete binmeye gidiyoruz. Sonra Korcan gidip alacak Burcu’yu. Saat 1’de karşılanması lazım.

Annemlere bir gidiyoruz ki oğlan yalın ayak. Annemle masada oturuyorlar. “Anne bak, ben çıplak ayaklıyım.” “Öyle mi annecim? Çimlere mi basmak istedin, ne güzel.” Sonra Godot’yu beklerken dialoğumuz başlıyor annemle.

“Miso oğlanın bizde başka ayakkabısı var mı?”
“Anne bilmiyorum”
“Acaba var mı?”
“Anne sen bilmiyor musun?”
“Kızım ben nereden bileyim.”
“????” (Bomboş bakıyorum)
“Biz buraları akıttık, sandaletleri ıslandı biraz.”
Sandaletler sırılsıklam, giyilmeyi geçtim, bir iki saat kurumaz bile.
“Anne keşke arasaydın, ayakkabı getirirdik.”
“Aradım ben.”
“Anne nereyi aradın, cebi aradın mı?”
“Yok, aramadım.”
“Nereyi aradın pardon?”
Bu sefer annem bomboş bakıyor.

Ya nereyi aradı bu kadın? Merkez postanesini mi? Muhtar beni çağırmaya mı geldi? O anda anlıyorum. Kıvırıyor. Hayatta daha illet olduğum bir şey yok yahu! Aramadım de, doğruyu söyle. Hemen akabinde daha da illet olduğum ikinci perde başlıyor.
“Sen hemen kızıyorsun, tepki veriyorsun, bak bilmem ne.”
"Ya anne ben neye kızıyorum?”
“Bu çocuk ayaklarını ıslatmasın mı?”
“Ben öyle mi dedim, ayakkabı getirirdik dedim, tabi ki ıslatsın.”
“Ben alıştım sizin bu şeylerinize kızım, peki yavrum, tamam.”

Bir de üzerine babamdan fırça. Cidden bir şey yapmamışken hem fırça, hem cila, hem debil dialoglar.

Godot’yu öyle uzundur bekliyoruz ki bu şekilde... Gelince ben gitmiş olucam sanırım. Ben böyle olmak istemiyorum. Herhangi bir potansiyel sezmiyorum şimdilik, ama sezdiğim anda ne yapacağımı da bilmiyorum. Çok yorucu ve çok sıkıcı.

Ve çok çözümsüz.

pıhhh

15 yorum:

diagonel dedi ki...

anlaşıldığı üzre neler ummuşken neler bulmuşsun deyimi tam senlik bu pazar....


mıso olur böyle şeyler yaa

ben ( genç olmasına rağmen) anneme katlanamıyorum dedemleri saymıyroum bile pazar pazar neler yaşanıyor ilk değil mutlaki soda olmayacak bol sabır bol huzur seninle olsun...

elektra dedi ki...

miso kedicik,
o kadar tanıdık diyaloglar ki bunlar:)sok bakıyım tırnakları içeri:) benim annemle diyaloglarım da böyledir. eve alınacak ekmekten girer, zaten siz en iyisini blirsinizden çıkarız:)
maruu lar çok yakışıyor sana.
iyi geceler.

kecilerin cobani dedi ki...

gozun aydin. kalacaktir insallah biraz. :-))

figen dedi ki...

misocum sende benim gibisin anladım ,bende anneme hafif ters çıksam hemen küsmeler laf saymalar yaşıyorum haklı olduğum halde .büyükler üste çıkmaya bayılıyor sen onun çocuğusun eleştiremezsin, açığını yakalayamazsın .boşver :(
hakkaten çözümsüz.

miso dedi ki...

sevgili diagonel,
cidden ne ilk, ne de son. Çok yorucu bir şey bu. Ve elden hiç bir şey gelmiyor :(

Elektracım,
Soktum tırnakları içeri paşa paşa. Ne yapayım başka? Bir şey de bildiğimi iddia etsem yanmıycam bu arada. (marruu sana bol bol :))

Çobancım,
Geldi ama iş için geldi. Gece yarılarına kadar dışarıda. Perşembe rahatlayacakmış, iki gün görüşeceğiz doya doya :)

Figencim,
Ters çıksam anlayacağım, ki bazen ters çıkıyorum da, ama bu sefer gerçekten de bir şey yaptım. Şanslı izleyicimiz ben oldum ne yazık ki:( Boşverdim zaten.

marruu

Elif dedi ki...

Miso, bak, kotunun kotusu var: aranizdaki dialog aynen benimle annemin aramizda gecen diyaloglara benziyor. Once bir kivirik ki cok sinir olurum. Sanki ben koskoca kadinin ortaokul ogretmeniyim. Ustune bir de amaaan attim bir palavra iste diye gulup gececegine, sahte bir alttan alma ama aslinda almama ve senin aslinda kafadan catlak oldugunu dusundugunu hissettiren laflar.

Degil mi? Aynen.

ama beteri var:

Biz birbirimizden binlerce kilometre otede oturuyoruz ve senede iki ay belki gorusuyorsak, o zaman da boyle sacmaliklarla heba olup gidiyor. :o(

Sirf olay olmasin diye, benim oglanin tuvalet egitimini derhal yaptim. Simdi Turkiye'ye gidince bir konu daha az surtusecegiz. ;o)

www.elifsavas.com/blog

miso dedi ki...

Elifcim,
En kötüsü de bu. Üç kuruşluk zamanımızı yiyip bitiriyoruz salak salak. Ben de böyle olmaktan korkuyorum. Yavaş yavaş benzemeye başladım anneme aslında; ama böyle olmam herhalde :(

Cano dedi ki...

Cocuk buyuturken aile buyuklerine "Hi deyip gecme"nin zor oldugu ama ise yaradigi, karsilikli gereksiz yipratmalari onledigi tarafimdan zaman icinde tecrubeyle ogrenilmistir ve siddetle tavsiye edilir :)

miso dedi ki...

Sevgili cano,

Ne kadar iyi biliyorum ne demek istediğini, ama bazen çuvallıyorum işte. Çok kötü, çok yıpratıcı, çok ... Başarabilmek ümidiyle:)

marruu

Dufresne, dedi ki...

Bi türlü oh be diyemediniz son zamanlarda, alıp götürsem mi sizi de güneylere :)

gaykedi dedi ki...

yaşlılık psikolojisi diye neredeyse psikolojide ayrı bir dal var, çok zor be sevimli bunaklarla işimiz. benim annecik de 60 yaşına geldi, kafa hafifden gidiyor sanki, unutlanlık ve saçmalama oranı çok arttı beni korkutuyor, babam dersen ayrı bir dünya, emekli oldukdan sonra, şeker gibi adam birden huysuz bir ihtiyara dönüştü, annemle hemen barışıyorlar allahtan ama günde en az 20 kere atışıyorlar bee, yani anlayacağın hepimiz aynı dert hepimizin başında var be misocum :)

miso dedi ki...

Dufresne,

İnanırım bak, fazla yüz verme. Çanta hazır bekliyor :)

Sevgili Gaykedi

bunun yaşlılıkla hiç alakası yok; yıllardır böyle kendisi. bunaklık desen annemin yakınından uzağından geçmez. Nazlanıyor uygun düşüyor galiba ama benim de dalağım şişiyor zaman zaman :)

marruu

TalismanDiyette dedi ki...

Sevgili Miso merhaba,
Ben bu Cumartesi mezunlar günü için ODTÜ de olacağım.. Acaba senin de orda olma ihtimalin hatta seninle kısacık tanışma isteğime evet deme ihtimalin olabilir mi?
Teşekkürler :)

miso dedi ki...

Sevgili Talisman

Ya ne çok isterim tanışmayı tabii ki ama ben kazı bu mesajı ancak bu saatte görüyorum. Şimdi ben seni ODTÜ'de nerede bulayımmmm!!!

Yine de bir uğrayıp arada küçük bir sesle Talisman, Talisman derim, bir de marruu'larım. Belki işitirsin. Çatı'nın oralarda mı gezinsem acaba?

marruu

NaKHaR dedi ki...

annemin gözünde bir büyüyebilsem... başka birşey istemem... ben hala çocuk o hala gencecik anne...

bitmez bu hikayeler...