11 Şubat 2007

The Constant Gardener

Filme biraz geç kalmışım sanırım. Ancak tatilde fırsat bulup seyredebildim. Türlü oyunların döndüğü, komplo teorilerinin cirit attığı, dizi karakterlerini gerçek hayatta yansıtmanın marifet sayıldığı şu dönemde gerçekleri yansıtması bakımından güzel bir film olduğunu düşündüm. Ve bir o kadar da yaralayıcı.

Justin bir diplomat olarak Kenya’da görevli. Ne kadar da sakin, soğukkanlı, hatta mesafeliden de öte soğuk! İnsanın bu kadar güzel bir adamın soyunup sevişebileceğini aklı almıyor. Espri? Bu adamın Tessa gibi bir kadını güldürmesi mümkün değil. Tessa, onunla karşılaştırıldığında bir ateş topu. Hissediyor ve yaşıyor. Yaşıyor ve hayatına dair karar alıyor.

“Teşekkür ederim.”
“Ne için?”
“Bu harika armağanın için.”
Az önce sevişmişler. Adam bütün samimiyetiyle söylüyor. Kadınla o kadar farklılar ki kadın sevişme için edilen teşekkürü anlamıyor. “Ne kadar da cömertim, değil mi?” diye çarpıyor. Adam mahçup, gözlerini kapatıp gülümsüyor. Kendini affettirmeli ama nasıl? Kadın zaten kandırıyor, aslında kızgın filan değil, adam anlıyor; ATEŞKES.
“Kendimi senin yanında güvende hissediyorum. Beni de Afrika’ya götür. Sevgilin olarak götür, karın olarak götür ama mutlaka götür.”
“Birbirimizi hiç tanımıyoruz.”
“Beni öğrenebilirsin.”
Bir insanı öğrenmek! Deşifre etmek. Zaman ister, sabır ister. Bu kadın direk talep ediyor. Beni de götür, korkma, öğrenirsin. Adam edilgen, kadın etken; roller belli.

Pazar akşamını karısının Arnold adındaki zenciyle Hilton’da geçirdiğini öğreniyor. Arnold’la çok yakın arkadaş Tessa. Tam bir İngiliz kurnazlığıyla kadına “ben Hilton’a giç gitmedim, kampanya varmış, gidelim mi?” deyince karısı Pazar akşamı Arnold’la orada olduklarını ve ne yaptıklarını anlatıyor. Kadın şeffaf, kadın oyunsuz, adam gibi davranması mümkün değil. Tek sakladığı sır da zaten kocasını korumak uğruna.

Kadının dili o kadar sivri ki, dokunduğu yeri kanatıp, yaradan süzülen taze, ılık kanı keyifle yalıyor. Bir kedi gibi, aldığı keyfin tebessümü yüzünde. “Gelmesi gereken ilaçlar sizin limuzine dönüşüvermiş anlaşılan,” diyebiliyor hükümet temsilcisine. Gülümseyerek karşıdaki adamın paniğinin tadını çıkartıyor. Kadının olduğu yeri hızla terk ediyor etraftaki her tür vampir.

Arnold Afrika’lı. Arnold kömür karası. Tessa Batılı. Tessa apak. Arnold’un halkı hastalıktan, açlıktan ölüyor. Dahası öldürülüyor. Yeni ilaçlar üzerlerinde deneniyor. Eğer öngörülen salgın olursa bu yeni ilacı üreten firma borsada tavan yapacak ve beyaz abiler daha da, daha da çok kazanacaklar. Ama yan etkileri olmaması lazım. Ya da yan etkilerin üzerinin örtülmesi lazım. Tessa seziyor, Tessa biliyor. Tessa neredeyse her şeyi öğreniyor. Kodamanlar ürküyor. Ateşi görmüş hayvanlar gibi ürküyorlar; kaçışırken birbirlerine çarpıyorlar. İçlerinden bir ikisi de devriliyor. Ama Tessa ve Arnold’u da ihmal etmiyorlar. Tessa ve Arnold öldürülüyor. Bu kadının hafızasındakiler, elindekiler ve yüreğindekiler en cüretli kodamanları bile kesilmiş süte döndürecek kadar güçlü. O hafızada gözden çıkarılan insanlar var. Bunlar zaten ölüyorlar, hiç olmazsa hizmet etsinler zihniyeti var. Çocuk yaştaki annelere ölü doğurtulan bebekler var. Hep bizim için ölmediler mi, biraz daha ölsünler var.

Filmi hüzünden öte bir şey sarmış. Bu keder, evet keder.



5 yorum:

kecilerin cobani dedi ki...

miso, benim de bu filmden kalan hatiram justin'in kederli yuzu, biri karisinin oldugunu ona soylediginde...bogazinda kilitlenen yumru ve onu yollamak icin yutkunmasi.. iste bize keder... ve buyrun ralph fiennes

diagonel dedi ki...

mişo şiddetle sanat eleştirmeni olmanı öneriyorummm

alt yapı üst yapı yan yapı bilumum tüm malzeme yüreğinde fazlasıyla harman oluyorrr
ortaya çıkan ;
okumaya kıyılamayan /doyulamayan mısralarda kaybolup gitme pahasına ,göz ucuyla başlayıp benliğinin en ücrasında hissedilebilen bir yazıyla son buluyor

yürekli mişoo

yüreğinle kal

Adsız dedi ki...

Ben bu adamcaizi ne zaman izlesem rol karakteriyle daha "ingiliz hasta"dan çıkamadığını daha kötüsü benim Onu oradan çıkaramadığımı görüyorum ve bir dizinin başka bir mekanda geçmiş kurgusunu izliyor hissiyle zevk alamıyorum.
Fakat senin bu eleştirin çok hoş olmuş Misocum ya.
Misom Alin Taşçıyanım:)))
T.
K.D.S.M

TalismanDiyette dedi ki...

Güzel sinema yazısı olmuş. Eline sağlık..

miso dedi ki...

Sevgili keçilerin çobanı
bence de çok güzel bir sahneydi. adam vakarını bütün film boyunca korudu. İşte gerçek ingiliz sükuneti dedirtti :)

Sevgili diagonel
çok utandırdın beni. ben kim, sanat eleştirmeni olmak kim. (ama çok da sevindim hani, teşekkürler)

Sevgili T
gerçekten de bazı adamları/kadınları bir yere saplıyoruz ve oradan bir türlü çıkartamıyoruz. Ben R.Fiennes'i beğeniyorum, fena bir oyuncu değil bence. Belki de İngiliz Hasta çok sansasyon yarattığı için sende böyle bir imajı olmuştur.

Sevgili talisman,
Çok teşekkür ederim. Sen de bloguna yeni bir şeyler yazsana bir ara :)