8 Şubat 2007

Ezginin Günlüğü


Ne kadar, ne kadar heyecanlıydım anlatamam. Nefes Bar’da buluştuğumuzda hava eksi yüzdü neredeyse. (dün çok üşüdüm ben dışarıda) Biletleri alıp içeri girdik. İçeride konserin olacağı yerin kapısında dikilen adam “konser iptal oldu,” dedi. Ben yaaa diye inledim. “Aa, bir de size bilet mi sattılar?” dedi. Kıyamadı kaz misonun suratındaki ifadeye adam. “Biraz bekleyin, 8.30 gibi alıcaz içeri,” dedi. Ses düzeniyle uğraşıyorlarmış. Biralarımızı alıp bir masaya oturduk. Benim bacaklarım sürekli hareket halinde; çarpa çarpa bir B’yi taciz ediyorum, bir T’yi. Ama kontrolü mümkün değil bu bacakların. Heyecan oralara inmiş. Kolay değil ama, Ezginin Günlüğü’nü izlemek üzereyiz.

Bütün yazı başbaşa geçirdik Ezginin Günlüğü’yle. Dargın mıyız’la koyun koyuna. Eksik bir şey var mıymış onu anlamaya çalıştık. Eksik şeyleri bulduk, ama yerine koyamadık. Hüzünlendik bol bol. Sonra Kanto’yu, bana bir koca lazım, o da bu gece lazım’ı söyledik, evdeki hazır kocayı kâh güldürdük, kâh küstürdük. Yaralı kuş’la çırpındık bol bol, kanatlandı uçtu gitti yaralı kuş gibi ömrüm, gel geceme yanıver babacım ışıksız bu gönlüm dedik, üzüldük. Sen böyle değildin’le ne mezhebi geniş adamlar varmış, bu gece bendensin, söyle o da gelsin diyor dedik, neşelendik. Gemiler gibi’yi dinledik, İstanbul’u özledik, Boğaz’ı özledik, okulu ve eski arkadaşları özledik. Ağladığın geceler’de ölüm dediğin aslında yalnızlıkmış dedik, böyle ölümleri özenle sınıflandırdık.

Bunların her bir kelimesi doğru; bütün bir yaz kâh Hüsnü Arkan olduk, kâh Eylem Atmaca. Söyledik durduk. Dün gece de söyledik durduk. Ama adabımızla söyledik. Bağırmadık, arkadakiler gibi anırmadık, ulumadık. İçkiye yenilip taşkınlaşmadık. İnsanların oraya Ezginin Günlüğü’nü dinlemeye geldiğini bildik. 1980’de elimizi kalbimize koyduk, taa oradan söyledik; Şehir’de hiç söylemedik, yalnızca dinledik ve usul usul ağladık, Aşk Bitti’de aşk hiç biter mi dedik, gülümsedik, Yastıklı Şarkı’da bu kadar keyifli bir şarkı yaptıkları için minnettar kaldık. Doyduk biz dün gece, hayranlığımızı bir kere daha cilaladık.

Konserden sonra korka ürke kulise gittim, kedi gibi sahnenin kenarından ilerleyerek. Nota dilenicem çünkü, o yüzden çekiniyorum. Pıssst diycek biri diye bekledim ama beni kovan olmadı. İçeri girdiğimde hepsinin birer sigara yakmış olduğunu gördüm. “Ama, ama sesiniz çok güzel, noolur içmeyin,” dedim gayri ihtiyari Eylem Atmaca’ya, “çok utandım,” dedi sigarasını aşağıya saklayarak. Ve gülümseyerek. Ne kadar içten, ne kadar insan.

Klasik gitar çalan arkadaş (ismini bilmiyorum ne yazık ki) kulisin hemen girişinde. Kulis dediğim de bir odacık yani. Bir başka odaya açılan bir odacık. Merhaba dedim, hemen elini uzattı. İnanamadım. Ben bu insanların bu kadar gerçek ve bu kadar insan olduklarına hayret ettim. “Ben ODTÜ’de hocayım ve keman çalıyorum. Notalarınıza erişmem mümkün mü?” diye sordum. Bu tanıtım emek hırsızlığı yapmayacağımı ispat etmek için. “Ee, şey, bir kitap çıktı böyle, Ezginin Günlüğü şarkıları diye.. ee, nerdendi ya?... Nadir abi, hangi yayınevindendi bizim kitap?” “Babil”. “Aa, evet Babil yayınevindendi”. Tebessüm, hep tebessüm. “Ben çok mutlu oldum bu gece. Çok teşekkürler,” dedim. “Biz teşekkür ederiz. Size de kolay gelsin, “diye cevapladı.

Bu insanlar benim aklımdaki gerçeklik kavramını zorladılar dün gece. Bunu bir iş olarak yapmadıkları o kadar açıktı ki. Konser boyu çaldılar, söylediler, zaman zaman gözleri açık, zaman zaman gözleri kapalı, zaman zaman gözleri gözlerimizde... Benim gözlerimde, herkesin gözlerinde.

Şarkı sarhoşu olduk bu gece. Papatya, 1980, Ebruli, Şehir... ve diğerleri. Bir daha gelsinler. Yine gideceğim. Bu sefer en önden, gözlerine daha yakın dinleyeceğim.

Ben daha önce böyle bir şey görmedim.
Ve hissetmedim.

13 yorum:

Köşenin Delisi dedi ki...

Offff amma güzel anlatmışsın ya...valla Ezginin Günlüğü'yle alakası olmayan ben bile (sevmediğim anlamında değil, bilmediğim ve özel olarak dinlemediğim anlamında) imrendim yani. :))

kıvır dedi ki...

Ezginin günlüğü bizi öyle doyurmuş ki, konserin başlaması gecikince öfleyip püflememiz ve öndeki kazuletler yeni yeni aklıma geliyor:D
Köşenin delisine katılıyorum tamamen.Çok güzel anlatmışsınız.hepsi gözümün önünden geçti.

weiss und schwarz dedi ki...

miso mrb :) bi kaç yorumdan bloga geçerken seninkine rastladım. Yazını okuyunca ne zamandır dinlemediğimi farkedip, telaş içinde çekmeceye kalkmış cd mi bulup biraz özlem giderdim. Ne iyi ettin de hatırlattın. Hoşça kal.

Adsız dedi ki...

Evet yaa,ben de aynen Elif gibi hem okumakla konserdeymişim gibi coştum hem de Ezginin günlüğüne bu kadar yabancı olduğum için hayıflandım ve hatta kendime kızdım.

Yapılacaklar Listesi:
1-Hemen gugıl abiye girilip grupla ilgili bilgi alınacak
2-Mümkünse yarın bir cdsi temin edilecek.
3-Ve yine mümkünse,önce eş dost arkadaştan bu CD sorulup beleşe getirilecek.Ehiii.

T.

K.D.S.M

Notçuk Kurtçuk:Mailimiz alındı mı Miso hanım?Alındıysa ciddiye alındı mı?
:)))

miso dedi ki...

köşenin delisi merhaba
biliyorsun, ben bitiyorum bu gruba. Daha doğrusu şimdiye kadar yaptıkları müziğe tapıyordum, şimdi insan olarak da hastaları oldum. (en azından tevazu bağlamında)

kıvırım, kazulet deyince hatırladım ben de öndeki kule gibi adamı. Komikti hakkaten. Sonra gelen o goril ve mikro karısı da komikti. (ben çok farklıyım ya eşimle, hehe)

weiss und schwarz,
hoşgeldin. bir de tabi ki iyi ki dinlemişsin, şarkıları hüzünlü bile olsa çok iyi geliyor insana :)

Tcim,
hemen edin bence bir iki CD. Son albümleri Dargın mıyızı da tavsiye ederim. Bu arada mailini almadım, öğlen 4de bakmıştım halbuki. hemen bakıyorum. hay allah, ciddiye almaz olur muyum hiç? :( marrruu

"aLiKaYHaN" dedi ki...

Sevgilimisohanım,

Bu yazıya dair her şey güzelmiş anlaşılan. Yazının kendisi, bireysel ve grup olarak Ezginin Günlüğü, konser, kuliste yaşananlar, yine gidecek olma isteği ve tabii ki yorumlar. Hatta anlatılanlar nedeniyle kafamda efsaneleşen arka grup.

Bol bol dinleyebilmeniz dileğiyle.

Bir de ben bu yazıdan sonra bir Sırrı Süreyya Önder vakası daha görürsem şaşırmam.

Dufresne, dedi ki...

Bunu yazdığınız çok iyi olmuş , o ana dair anılarınıza bide yazı eklenmiş oldu. Çok sevindim okuyunca.haberim olsa kaçırmazdım konseri, ama yazıdan anladığım kadarıyla siz 10 kişilik keyif almışsınız , izlemiş kadar oldum :)

TalismanDiyette dedi ki...

Offff ben de bayılırım Ezginin Günlüğü ne.. Onlarla büyüdüm resmen, üniversitede tanıştım müzikleriyle ve her zaman beni büyülediler. İstisnasız her şarkısını sevdiğim başka bir grup yok. Yazı da nasıl güzel olmuş hemen Ezginin Günlüğü dinlemeye başladım. Şu an Küçük Hanımın Şarkısı çalıyor.
Yüreğime dokunuyor bu sızı..
Ahh sevdasız kaldım kalbim şimdi kıyıya vuruyoor..
Ayy çok duygulandım yaa.. Canlarım benim.
Bir de ODTÜ lü olduğunu öğrendim, ben de ODTÜ mezunuyum, bir de ODTÜ yi özledim burnumun direği sızladı yahuu.. hayatımın nerdeyse en güzel 4 senesini geçirdim ben orda. Şimdiki aklım olsa uzatırdım..
Offf offf..

figen dedi ki...

ya miso birdahakine benide götürrrrr....

miso dedi ki...

Sevgili alikayhan
Yoruma tesekkurler, yine geldiklerinde beraber gidebiliriz inşallah. Bu grup insanın ruhuna iyi geliyor; ne var ne yoksa ortaya döküp sonra geri toplatıyor. Zaman zaman yerler değişiyor ama asla eksiltmiyor, hep güzel şeyler yaşatıyor. (SSÖ vakası insan hayatında bir kere oluyor sanırım. Bir daha olursa kalbim dayanmaz. Ama yine de sağol. Doğru kelimeler için)

Sevgili Dufresne
Utandım şimdi haber vermediğim için. Halbuki bizbizeydik, sen de gelsen ne güzel olurdu. Biraz aceleye geldi sanırım, düşünemedi bu miso. Özür:(

Talismandiyette merhaba,
Ben de bitiyorum bu gruba, müziklerine ve artık kendilerine de. Bir de şu var: Ben İstanbul'da okudum, Ankara'ya döndüm, şimdi de ODTU'de meslek hayatımın en güzel günlerini yaşıyorum. Sen de benim okuduğum şehrin tadını çıkartıyorsundur umarım. (İstiklal'i, sahili hiç bir şeye değişmem) Buyrun, ağırlayalım sizi okulunuzda :)

Figencim, keyfin yerine gelmiş biraz galiba. bir dahaki gelişlerinde bloga yazarım mutlaka. Öpüyorum. (Son kitabım çıktı: Kaynanamı nasıl yedim. Mutlaka oku. maruu)

Dufresne, dedi ki...

Asıl ben utandım, ben çok masumca iç geçirdim keşke diye :( zaten çok hastayım bu hafta , istesem bile gelemezdim , size mendil şov yaparak konseri rezil ederdim :)) ama gelmiş kadar olduk anlattıklarınızla..ellerinize sağlık :)

diagonel dedi ki...

hoca mişo
dugulu mişo/
anlayan mişo
anlatan mişo
ağlayan mişo
anlatan mişo


İNSAN GİBİ İNSAN MİŞO yüreğine sağlık


bende köşenin delisi gibi ezginin günlüğüne bugüne kadar pek ilgi göstermeyenlerdenim anlattıkların gözlerimin önünde kare kare film şeridi halini alınca kendime hayıflanmadan edemedim doğrusu

betimlemelerine hayran kalmamak elde değil

yazını okuduktan sonra aklıma gelnleri senin kadar iyi yazıya dökemedim uzatıpta saçmalayarak kotarmaya çalışıyorum :)

yüreğine sağlık

gaykedi dedi ki...

hisli kedi miso...profilinde mail adresini goremedigim icin buraya ekliyorum...umarim daha once okumamissindir...oku ve hislen...iste huzunlu bir kedi anisi...

******************

Rozi... Kedimin adıydı. Eski eşimden haberlerini alıyordum ama simsiyah tüylerini okşamayalı, tatlı hırıltısını işitmeyeli epey olmuştu.

Uzun yaşamın sınırlarını zorladığını biliyordum.

Sonra bir gün beklenen telefon geldi: “Üç gündür yatıyor. Bedeninden can çekileli çok oldu. Su içmek bir yana, kıpırdamıyor bile. Sanki bir şeyi bekliyormuş gibi... Bir türlü veda edemiyor!”

Fırladım gittim.

Mutfağın tam ortasında yatıyordu. Çok eskiden tatlı bir heyecanla birbirimize çarpıp durduğumuz, bacaklarımıza mutlulukla sürtündüğü yere bitmiş tükenmiş bedenini boylu boyunca bırakmıştı.

İncecik siyah bir silüetten ibaretti.

Gözleri kapalıydı, soluk alıp verdiği belli olmuyordu.

Yere çöktüm. Kurumuş tüylerinin üzerinde parmaklarımı dolaştırdım.

Sonra kulağına fısıldadım: “Rozi... Kızım.”

Boğazım tıkandı. Ama toparlanıp devam ettim: “Haydi güzel kızım! Vakit geldi. Yorma, zorlama kendini, bırak!.. Yolun açık olsun, dualarım seninle!”

Öptüm sonra başini, kulaklarini, gözlerini, artik islakligini da kaybetmiş minik burnunu.

Iki dakika kadar geçti.

Inanilmaz bir şey oldu. Üç gündür kipirdamadan yatan hayvan başini kaldirdi.

Yüzünü çevirip bana bakti. Oysa nasil zordu bu hareket onun için!

O an bütün agirligiyla düşüp yere çarpmasin diye kuş kadar hafiflemiş başini elimle tutup hafifçe yere biraktim.

Tekrar kapadi gözlerini.

Tuhaf bir ferahlik hissi doldurdu o an içimi.

Kalktim. Vedalaşip çiktim. Gazete benden yazi bekliyordu, iş güç vardi.

Yarim saat sonra gelen telefon, Rozi’nin artık öldüğünü haber veriyordu.

Başını kaldırıp bana son kez bakışı, sanki vuslata ermiş gibi yüzüne yayılan rahatlama ifadesi zihnime çivilenip kaldı.

Bu olayın üzerinden dört yıla yakın zaman geçti, hâlâ dün gibi aklımda. Öyle de kalacak!

.......Haşmet Babaoğlu