1 Şubat 2007

Öylesine hatırladım


“Ya miso, ben hakediyor muyum bunu?”
Artık diyecek hiç bir şeyim kalmamış benim bu arkadaşıma. Boş boş yüzüne bakıyorum. “Ya xxx, evet demek istemiyorum ama bırak artık, bitir lütfen şu işi.”
“Ya miso, hiç bir kötü niyeti yok ki, niye öyle diyorsun?”
Daha da boş bakıyorum. Ve patlıyorum. “Ya yeter ama ya... Daha ne yapsın, söyler misin bana? Saat sekizden sonra yurttan çıkınca demediği lafı bırakmıyor, bölümünde bir tane arkadaşın yok, bütün erkekler sapık, bütün kızlar orospu, bizimle 6.45 matinesine bile sinemaya gelemiyorsun, giydiğin kabahat, giymediğin ayrı kabahat. Herif burnunun dibindeki kızla seni aldattı... Daha ne yapsın yahu?”
Bu sefer boş bakma sırası arkadaşımda. “Ya gerçekten de böyle, di mi?”
“Ya canımın içi, sen bilirsin, istiyorsan devam et ama kendini de kandırma. Bu adam seni ayırtmış resmen, kendi her tür haltı yiyor, seni de bir kafese kapatmış bekletiyor. Ben seni üzmek istemiyorum. Ama geçen gün seni tartaklayınca dayanamadım artık. Söylemek boynumun borcu. Bir gün bir tane vurduğunda ne yapacaksın?”
“Haklısın,” demişti. Ama biliyordum ki hiç bir şey değişmeyecek. Bunu bir şekilde kabullenmişti arkadaşım. Sonra da evlendiler zaten. Bir daha da haber alamadım. Halbuki 4 yıl aynı odada uyumuştuk onunla. Halâ da gülümseyerek anarım. Ama anlamadan, hiç bir anlam veremeden.

İğrenç herifler çoktu tabi, tıpkı iğrenç kadınlar gibi. Ama bu arkadaş cidden madalyaya koşuyordu o zamanlar. Aşırı derecede milliyetçi, sapına kadar errrkekkk, höt zöt... Bizim arkadaş da güya İstanbul’lu; değme taşralı kızlara taş çıkartacak kadar .... Ne, bilmiyorum. Lafı bulamıyorum. Saf desem değil, aptal desem hiç değil... Onu böyle davranmaya iten ne oldu hiç çözemedim.

4 yıl süren ve sonunda beni perişan eden bir ilişkinin kollarından kaçıp gitmiştim İstanbul’a üniversiteye. Kuyunun dibini görmüştüm o zaman. Sonra da hiç o kadar kötü şeyler yaşamadım zaten. Kaçmaktan başka çarem olmadığını biliyordum, kurtulamayacaktım; öylesine hastalıklı bir şeydi. Kişiliğimi, öz saygımı kaybetmiştim resmen. Ama devam etmedim, evlenmedim, hayatıma sokmadım onu bir daha. Üstelik lise sonda almıştım bu kararı. Tespitimin doğru olduğunu biliyordum, ışığa kaçtım resmen.

Ama arkadaşım yapamadı. Ya da yapmadı, bilmiyorum. Hiç bir zaman çözemedim. Bu akşam nereden aklıma geldi, onu hiç bilmiyorum.
İyi olduğunu umuyorum. Dantel örtülü fiskosunun yanında, camın kenarında kocasını bekler hali gözümün önünde canlanıyor. Çocukları da olmuştur mutlaka. Mutludur belki diye düşünüyorum. Ama içimden bir ses artık tükenmesine rağmen boşanamadığını söylüyor.
Tıpkı o zamanki gibi yapamadığını söylüyor.
Üzgün miso

9 yorum:

"aLiKaYHaN" dedi ki...

İnsanları anlamak bazen gerçekten de zor olabiliyor. Anlamaya çalışılan kişinin kendiyle iletişimi sağlıklı olmazsa daha da zor oluyor. Ben de o kişinin iyi ve huzurlu olmasını diliyorum.

Bahsedilen erkek tipi aslında beni ilgilendiren. Eve geldiğimden bu yana akşamları televizyon izleyebiliyorum. Aynen bu tipte ne çok erkek var dizilerde, filmlerde. Hem de kahraman rollerinde. Siyah uzun palto, çatık kaşlar, kalın, duygusuz ve oyuncuya ait olmayan bir ses, sürekli müzik eşliğinde yavaşlatılmış çekimde yürümeler, bazen tek bir noktaya kilitlenen bakışlar ve edilen vecizeler, daha neler neler. Her dizi filmde de aynı bu özelliklerde tipler. Televizyonlar bu kişilerle dolu olduğu, insanların aklına bunların olabilirliği kazındığı sürece daha çok öyle arkadaşınız olacak galiba.

Ama bugün bir oyuncu gördüm televizyonda, tanımıyorum ama silahlı bir dizisi varmış galiba, kötü örnek olduğumu, özellikle şu hassas günlerde bu rolde olmamak gerektiğini fark ettim, diziyi bıraktık dedi. Bravo dedim içimden. Yerine birisini bulup devam ettirmezler diziyi umarım.

Ben de ne televizyon izlemişim değil mi bugün, çok malzeme varmış aslında kanallarda, bugün fark ettim.

Yazılarda böyle paragraf aralarına birer boşluk bırakmanız çok iyi olmuş, hem güzel görünüyor, hem daha rahat okunuyor. Süpersiniz. :)

miso dedi ki...

alikayhan merhaba
Çok doğru tespitlerde bulunmuşsun. Aslında bu iş artık bir kısır döngü haline geldi. Toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan bu erkekler dizilerde yüceltiliyor, orada yüceltildikçe evlerde kabarıyor, böylece dizilerdeki izlenme oranları artıyor, falan filan. Bu böyle katlanarak gidiyor yani. Benim evdeki böyle değil allahtan. Çok ürkütücü yahu!
Bu arada paragraf övgüne de teşekkür ederim ama şimdiye kadar paragraf koymama sebebim beğenme/beğenmeme değildi. O blogger.com izin vermiyordu. Bu sefer nasıl olduysa izin verdi. Onun merhametine kaldım anlayacağın :)

Köşenin Delisi dedi ki...

Bana kalırsa bu işin ne dizilerdeki adamlarla, ne kızın eğitim-aile vs. durumuyla ilgisi var. Benim başımdan da Miso'nun anlattığına çok yakın denebilecek bir ilişki geçmişti üniversitedeyken. 1.5 yıla yakın bir süre sürüne sürüne, kendim olmadığımın farkında bile olmadan, arkadaşlarımdan uzak, ailemden daha da uzak bir hapishane hayatı yaşamıştım. Ki bilirsin Misocum ben etek bile giymem, ama bu kıyafetine karışılmayacağı anlamına gelmiyor! :) Sanırım benim şansım, bahsettiğin arkadaşının şanssızlığı ise, benim başıma musallat olan lanet herifin beni bırakması olmuştu. Yoksa ben de çok daha erken evlenmiş ve çoluk-çocuk-kalabalık akrabaya karışmış olabilirdim...maalesef bazı şeyler mantıklı açıklamalarla analiz edilemiyor; ben şu anda o dönemi sanki ben değil de bir başkası yaşamış gibi bakabiliyorum ancak, çünkü öteki türlüsünü herkesin bildiği mantıklı, özgürlüğüne düşkün, hiçbir şeyine karıştırtmayan ben kaldıramıyor, anlayamıyor. "Nasıl izin vermişim ben böylesine kontrol edilmeye, kısıtlanmaya ve aşağılanmaya" diye sorgulamaya başlıyor ve işin içinden çıkamıyor...yani diyeceğim, eğer böyle şeyler benim gibi "amannn ayaklarım yere sağlam bassın, uçup gitmeyeyim bi yerlere" diye düşünen ve karışmaya kalkan birini bir çırpıda yere serebilecek kadar bu konuda hassas olan birinin başına bile gelebiliyorsa, herkesin başına gelebilir...ve nedenlerini sorguladığınızda karmaşık birkaç ipucu bulabilseniz de, muamma hiç çözülemeyebilir...ben "o zamanlar çok genç ve çok salaktım heralde" diye çıkıyorum artık işin içinden :)) Napıyım :))

figen dedi ki...

misocum köşenin delisiyle aynı şeyleri yaşadım ve aynı düşünüyorum hani elim dilim bağlandı derler ya bazen öyle oluyor kim ne derse desin ne yaşarsan yaşa salak gibi gidiyorsun kötünün peşinden .ben çok şanslıydım diyorum son dakika ayrılmıştım bir kalemde daha sonra uzunca bir sürede kendimden uzak tutmaya , kaçmayada uğraş vermiştim .oluyor insan hayatında herşey oluyor .ben kurtuldum şimdi ne durumda olacağımı hayal bile edemiyorum ama herkes bu derece şanslıda olamıyor.yada cesaret mi edemiyor yeniliklere açılmaya, alıştım buna nasılsa kabulüm mü diyor.artık buna kader mi denir? kafanın dank etmesi mi denir? şansmı denir? bilinmez.al bir denklem çöz çözebilirsen...

Adsız dedi ki...

Bütün kızlar toplandık,toplandık,toplandık.
Sorduk neden yıprandık,yıprandık,yıprandık.

Evveeet demek bugün itiraf günüüü ;P
Ben de tıpkı Elif,Figen ve senin gibi "çok genç ve çok salak"olduğum bir dönem böyle bir ilişki yaşamıştım.Hele hele,şimdiki mantıklııı,kendini,yaptıklarını bileen,otorite kuran ama otoriteye gelemez,özgürlüğü kısıtlandığında hemmencik aslan,cevval,panter kesilen ben izin vermişim geçmişte yaşadığım bu muameleye!Ben yaa,düşünebiliyor musunuz ben yani!

O yüzden -"Onu böyle davranmaya iten ne oldu hiç çözemedim"-diyorsun ya Misocum.Çözemezsin ki zaten.Emin ol O'da çözememiştir bunu......

Ve galiba kızların %85 gibi büyük bir oranı bu tip bir ilişki yaşamışlardır geçmişlerinde.

Bazıları bizim gibi kendini sıyırıp kurtardığı için çoook şanslı,bazıları da yazında bahsi geçen arkadaşın gibi kendini garip bir şekilde kurtaramayarak çook şanssız ve bedbaht oluyorlar böyle işte.(İçimden bir his O'nun hiç mutlu olmadığını söylüyor,evliyse deee,boşanmışsa da.İnşallah hislerim beni bu sefer yanıltıyordur)

Bazen düşünüyorum da şu şahane kocamın yerine onunla,o hıyarla evli olsaydım nasıl bir hayatım olurdu acaba?Bırrrr!Tüylerim diken diken oldu!Düşüncesi bile korkunç geliyor biliyor musun?Kesin boşanmıştım yada Bakırköy'de bir ileri bir geri sallanıp etrafa sırıtıyor,el şaklatıyor olurdum.Ne mutlu,ne mes'uut bir yaşam dimi!

Analar kızlarının nesini yaparlardı da bahtlarını yapamazlardı yaa,ay neydi o?Gogıla bakçem nerdeyse.Aaa unuttum valla:(

T.
K.D.S.M

miso dedi ki...

Merhaba Figen, Elif ve T

Ya böyle bir şey bu işte. Hepimizin başından böyle koyu bir andavallık geçiyor. Ama bizlerin bunu atlatabilmiş olmasını ben ne yazık ki sizin gibi ŞANS olarak nitelendiremiyorum. Bir yerde, içimizde bir yerde bizi bir şey dürtüyor, aslında doğru olmadığının, mutsuz olduğumuzun bir şekilde farkında oluyoruz. Ben bir gün benim hıyarı anlatacağım blogda; muhtemelen hiç de farklı şeyler yaşamamışızdır. Fakat kurtulmak bence şanstan öte bir şey, iradeyle ilgili. Veya tutun ki o hıyarlarla evlendik, bence bir şekilde boşanırdık. Ama o arkadaşım eminim boşanmamıştır. Söylemek istediğim bu zaten. Ne yazık ki:(

Dufresne, dedi ki...

Alikayhan'ın anlattığı adamlara "modern maçolar" deniyor. Bu adamlar klasik bir kro davranışı dışında evde klasik müzik dinleyen, şampanya kadehini doğru tutan ve takım elbise içine pijama giyse bile doğru renk çorabı giymeyi ihmal etmeyen adamlar :) Bu adamların sevilme sebebi ise kadınlardan ziyade erkeklerin ilgisi bence. Ilımlı islamcılık takiyesi gibi , içinde sapına kadar kroluk olan adamların çaktırmadan topluma karışma tarzı, yani görmek isteyen göz eninde sonunda görüyor içerdeki magandayı yada göremese bile o maganda döke saça çıkıyor dışarı. Yazık olmuş demek anlamsız geliyor bana, çünkü yanlış tercihler yapmak normal ve anlaşılır biz özür ama yanlışın arkadasında durmaya devam etme gafletini yapmak kimi yada neyi korumaktır ? anlayamıyorum.

diagonel dedi ki...

sevgili anonymous analar kızlarınız tahlarını yaparda bahtlarını yapamazlarmış


kadınların bu tip ilişkilere başlamasının temel nedeni karounma iç güdüsü olabilirmi ?
benimki sadece bir tez

her şey korunma güdüsüyle başlayıp içinden çıkılmaz bir hal kaçılamayan bir kafes olmuş olabilir... kim bilir

miso dedi ki...

diagonel merhaba
hiç de yanlış bir tez değil bence. ama bir süre sonra sapla saman birbirine karışıyor sanırım :(