Her zamanki gibi tavşan uykusu uyuyorum. Her zaman böyle. Geceleri iki üç kere uyanırsam kendimi şanslı sayıyorum, o kadar yani. Bazen oğlan yatağında döndüğünde bile seziyorum. Hatta bir gece banyoda tırnak kesilme sesinden bile uyandım desem herhalde durumumun vehametini anlarsınız.
Dün gece de oğlanı yatırırken hafif ateşli olduğunu farkettim. Ölçtük, 37.3. Gündüz misafir vardı, birer çocuklu iki aile. Ilgaz’la çocuklar dışarıda gezinip durdular. Hava çok güzeldi, pencere bile açtık yani. İşte çocukları da çarptı muhtemelen. Biraz da yorgunluk tabi. Neyse, ateşli yatırdık ya, gece uyanma sayısı artı iki, o da en iyi ihtimalle. Bir iki kere kalkıp ateşine baktım, hafif nemli bir alın ve enseye sevinip tekrar yattım. Bu kalkıp yatışlarda da kedimiz Fıstık efendi hiç oralı olmuyor hani. Hafiften rahatsız oluyor ama aldırmıyor.
Tekrar uyanıyorum. Saat 4.45. Oğlana bakıyorum, gelip yatıyorum. Bir ses mi geliyor, ne? Yok yahu, ev konuşur ya. Sonra bir ses daha. Bakıyorum, Fıstık da kulakları dikmiş, gözler bilye gibi ışıl ışıl. Merdivenin başına gidiyorum, ses devam ediyor.
Korcan, kalk, evde ses var.
Korcan kalkıyor.
Arkalı önlü aşağıya iniyoruz.
Salon camı çarpıyor.
Bir adam aşağıya atlıyor.
Sonra kalbimin gümbürtüsü mü, adamın ayak sesleri mi bilemediğim bir ses sarıyor her yanımı. Korcan balkona fırlıyor, şerefsiz herif seni diye bağırıyor adamın arkasından. Ben tir tir titriyorum. İçimin çırpıntısını anlatabilmem mümkün değil. Korcan gelip sarılıyor, ben kuş gibi çırpınıyorum. Geçmiyor bir süre, kontrol edemiyorum.
Evin her yerini kontrol edip yatağa geri dönüyoruz. Aman diyorum, Gülsad’ın odasının camı açık olmasın, unutup yatmış olamaz değil mi? Gerçi Ankara havası cam açık uyumaya ancak Ağustosta bir, bilemedin iki hafta izin verir ama... Hemen aşağıya iniyorum, kadının odasına girip camını kontrol ediyorum. Ben odasından çıkarken belli belirsiz uyanıyor Gülşad. Yok bir şey, diyorum, bir esinti oldu da, pencerene baktım.
Sonra uyku ne gezer. Ben sabaha kadar düşünüp duruyorum. Olanı, olabilecekleri, alınabilecek önlemleri, cama demir, eve ayı kadar bir köpek, kediye ötmeyecek alarm... Sabahı ediyorum.
Nasıl yorgunum, nasıl yılgınım anlatamam.
Evden soğumaktan korktum en çok.
Ne güzel bahar gelmişti, nereden çıktı bu şerefsiz hakikaten?
marruu