26 Ekim 2006

Bayram

Bayram süresince bir sürü mail geldi. Ah eski bayramlar, nerede o kapı kapı gezip şeker topladığımız, büyüklerimizin ellerini öpüp üç kuruşluk harçlıklarla mutlu olduğumuz canımızın içi bayramlar filan diye. Hatta bir mailde maili atan kişi vicdan azabı çektiğini yazmış. Sebebi de el öperken kişinin elini gerçekten öpmeyip sadece çenesine dokundurmasıymış. El öperken bunu farketmiş aniden, ve ahh o eski bayramlar aklına gelmiş.
Ya şimdi sinir kişi olmak istemiyorum. Gerçekten de bayramlarda uzundur göremediğimiz ve kıymet verdiğimiz insanları görme fırsatımız oluyor. Ama ben bu kadar nostaljik yaşamıyorum bunu şahsen. (Ki mendil verilen günleri hatırlarım, o kadar da teyzeyim yanee) Eşimin memleketine gidiyoruz her bayramda. Önce en büyük teyzenin evine gidiliyor. Teyze altı yıl önce vefat ettiği için enişte artık yeni bir bayanla evli. Ama tamamen can yoldaşı durumu. (buna rağmen her akşam insanlar kendi evlerine çekildiğinde bu kadıncağızın dedikodusu yapılıyor. Ve hep aynı şeyler anlatılıyor) Ben bu enişteye bayılıyorum, süper adam, komik, herkesle dalga geçiyor, millet bozuluyor ama büyük diye bir şey de diyemiyor. Çok eğlenceli oluyor. Şimdi bu adamcağız ailenin en büyüğü olduğu için bizim oraya gittiğimiz saatlerde hemen hemen bütün akrabalar da orada oluyor. (Yaklaşık 30 kişi, valla ya, abartmıyorum, evrim sürecinde bir tavşan geni durumu filan olduğundan şüpheleniyorum). Oradaki yiyip içmeler bitince ikinci büyük teyze herkesten önce çıkıp koşarak evine gidiyor ve herkes oraya koşuyor. On dakika önce öpüştüğümüz insanlarla orada da öpüşüp bayramlaşıyoruz. Herkese tekrar ve teker teker nasılsın diye soruluyor. Sonra üçüncü teyzeye geliyor sıra. Yine aynı şeyler. (ya parodi gibi, ama cidden abartmıyorum, bir o kadar da acıklı aynı zamanda) Dördüncü teyze de enişte de artık hayatta olmadığı için bu sefer biz eve koşuyoruz. En küçük kardeş kayınvalide çünkü. Bu sefer önceden öpüştüğümüz yeğen akını bizim eve başlıyor.
Ya yemin ediyorum, bırakın elini öpmeden alnıma götürdüğüm için vicdan azabı duymayı, insan görmekten ikrah ediyorum günün sonuna doğru. Zaten oğlanın ayarı kaçıyor, sapıtıyor. O güzelim laf dinleyen çocuk gidiyor illet bir yaratık ortaya çıkıyor. Herkes bir yandan bayram harçlığı propogandası yapıyor, bir yandan da oğlum parayla oynama ayıp filan gibi çelişkili açıklamalar yapıyor. Sonunda oğlan "hayır, bu benim çocuğum değil, pis bir arsız bu" durumuna düşüyor. (Aniden çarpmak istiyorum o illet arsızlıklarına ama çocuğun hiç bir suçu yok ki... Eşimin ailesine mi çarpsam acaba bir gün aniden? hehe)
Neyse, bu sefer de bitti işte.
Yaşasın bayram sonları, yaşasın iş yerlerimiz
Cidden ya
:)

2 yorum:

figen dedi ki...

misocum güzelmiş işte bayramın, bizde sadece bayram sabahı anneme gittik eskiden tıklım tıklım olan ev bomboştu herkes bir yerlerde ,ben bekarken hep kaçmak isterdim kalabalıktan, şimdiyse keşke oğlumda görebilseydi o bayramları diye üzülüyorum. şimdi sadece tatil gözüyle görüyoruz ya 2,5 gün yattık oh ne güzel tatil diye.Bayramın özelliği kalmadı

miso dedi ki...

figencim, inan ki bayramlara önem veriyorum ve devam ettirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ama artık öpüşmek istemiyorum. Yetti yahu. Hele de sevmediğim ya da hakkında pek bir şey bilmediğim/bilmek istemediğim insanlarla.
Yine de sana da hak veriyorum. Bu tatil olayı acayip bir gönülçelen haline geldi. Bayramların bayramlığı kalmadı. :(