Hayatımın en gelgitli, en enteresan dönemlerinden birini yaşıyorum sanırım. Ya da sanmam; tam anlamıyla yaşıyorum. Şimdiye kadar hiç bir zaman içimin bu denli çalkalandığı, psikolojik olarak yalpaladığım bir dönem olmamıştı. Nedeni? Bilmiyorum. Çok somut bir şeyler kurgulayamıyorum.
Biraz evliliğimle ilgili bir şeyler var sanırım. Yaptığım evlilik başıma gelebilecek en talihli olaydır desem abartmış olmam. Kalite bağlamında üzerine adam tanımam diyebileceğim bir eşim var. Ama kişiliklerimizdeki farklar... Beni çeken, bir zamanlar büyüleyen farklar şimdi “fark” olduklarını belli etmeye başladılar galiba. (Ya da ben mi geç anlıyorum acaba? Pek de uyanık geçinirim ama...) Eşime olan sevgime dair en ufak bir şüphe bile duymuyorum; öte yandan içine düştüğüm, hatta yüzüstü kapaklandığım yalnızlığım bazen dayanılmaz hale geliyor. Sağır sessizlik, bazen bugün-sen-ne-yaptın/ben-ne-yaptım konuşmalarının bile yapılmadığı günler... O televizyon hep açık, nöbetçi televizyon seyircisi gibi oldu eşim. Mutfağa gidip başımı ellerimin arasına alıp oturuyorum ve içinden çıkılmaz halimize, ya da halime bakıyorum. Hiç bir çözüm üretemeden bakakalıyorum. Çözüm yok, çünkü karşımdaki tabloda bizden bir eski model kayınpeder ve kayınvalide var. Onları düşündükçe iyice ürküp mutfağı ve daha iyisi kendimi terkediyorum. Bir insandan değişmesini istemeyecek kadar, bunun işe yaramayacağını, her şeyi daha da zor hale getireceğini bilecek kadar büyüdüm artık.
Biraz da yaşla ilgili bir şey galiba. Yani bilemiyorum, bunu kendime de hiç yakıştıramıyorum, ama yaşlanmakla ilgili bir takım sıkıntılar yaşıyorum sanırım. Yaşlandığımı hissetmek, daha erken yorulmak, daha da erken yatmak istemek... Herhangi bir korku yaşıyor değilim, öyle tipik sarkıcam, buruşucam paniği filan yok. Hatta onu da sevimli bir merakla bekliyorum. Ama nerden çıktı bu yaş takıntısı birden? Hormonlar böyle yapıyor olabilir mi? Hormonlar böyle yapıyorsa yaşımla mı ilgili? Yani geçen sene yok muydu bu hormonlar? Geçen sene her şey yolundaydı da, bu sene mi hortladı her bir depresif öge?
Bugün Deli’ye gittim. Toprak kucağımda oturdum kaldığım süre boyunca. Toprak’ın kafası burnumda, yanağı yüzümde, ayaklar kucağımda kıpır kıpır... İçim başka kıpır kıpır... Bu nasıl bir hazdır? Bu hiç bir kadının yadsıyamayacağı bir duygu sanırım. Bebek kokusu burnundan gitmiyor hiç bir annenin. Bebek hasreti hiç bitmiyor. Hatta deli’ye “birileri doğursa da sürekli bebek sevsek,” dedim. Kucağımdaki Toprak’a baktım; biraz, biraz olsun sevindim. Toprak iyi geldi bana; canım Toprak, canım deli.
Ben böyle değildim, inanın değildim. Bu halim de-her ne kadar zaman zaman kendimi daha iyi hissetsem de-ciddi bir süredir benimle birlikte. Bir garip kıyaslanma hissi doldu içime. Tercih ediliyorum gibi geliyor, terk ediliyorum gibi geliyor. (GİTME, NE OLUR GİTME diye bağırasım geliyor. Kime? Bilmiyorum. Belki etrafımda tutunabileceğim herkese.) Hastalıklı bir insan halleri... Bazı dostlar var, can dostlar, anlatsam geçer mi acaba diye düşünüyorum... Sonra neyi anlatacağımı düşünüyorum... Hiç bir şey bulamıyorum ve vazgeçiyorum. Mız mız mızıklanmak gibi geliyor... İstemiyorum. Gidip yatmak, uyumak istiyorum. Uyandığımda kendimi tekrar iyi, güzel, değerli hissetmek istiyorum.
Stada gitsem diyorum. İçsem diyorum. Dibini görsem diyorum.
Artık geçsin diyorum.
mar