Burcu gelecek bugün. Sabah kalkıp annemlere gideceğiz. Babama sürpriz olacak ya, diyeceğiz ki biz ODTÜ’ye bisiklete binmeye gidiyoruz. Sonra Korcan gidip alacak Burcu’yu. Saat 1’de karşılanması lazım.
Annemlere bir gidiyoruz ki oğlan yalın ayak. Annemle masada oturuyorlar. “Anne bak, ben çıplak ayaklıyım.” “Öyle mi annecim? Çimlere mi basmak istedin, ne güzel.” Sonra Godot’yu beklerken dialoğumuz başlıyor annemle.
“Miso oğlanın bizde başka ayakkabısı var mı?”
“Anne bilmiyorum”
“Acaba var mı?”
“Anne sen bilmiyor musun?”
“Kızım ben nereden bileyim.”
“????” (Bomboş bakıyorum)
“Biz buraları akıttık, sandaletleri ıslandı biraz.”
Sandaletler sırılsıklam, giyilmeyi geçtim, bir iki saat kurumaz bile.
“Anne keşke arasaydın, ayakkabı getirirdik.”
“Aradım ben.”
“Anne nereyi aradın, cebi aradın mı?”
“Yok, aramadım.”
“Nereyi aradın pardon?”
Bu sefer annem bomboş bakıyor.
Ya nereyi aradı bu kadın? Merkez postanesini mi? Muhtar beni çağırmaya mı geldi? O anda anlıyorum. Kıvırıyor. Hayatta daha illet olduğum bir şey yok yahu! Aramadım de, doğruyu söyle. Hemen akabinde daha da illet olduğum ikinci perde başlıyor.
“Sen hemen kızıyorsun, tepki veriyorsun, bak bilmem ne.”
"Ya anne ben neye kızıyorum?”
“Bu çocuk ayaklarını ıslatmasın mı?”
“Ben öyle mi dedim, ayakkabı getirirdik dedim, tabi ki ıslatsın.”
“Ben alıştım sizin bu şeylerinize kızım, peki yavrum, tamam.”
Bir de üzerine babamdan fırça. Cidden bir şey yapmamışken hem fırça, hem cila, hem debil dialoglar.
Godot’yu öyle uzundur bekliyoruz ki bu şekilde... Gelince ben gitmiş olucam sanırım. Ben böyle olmak istemiyorum. Herhangi bir potansiyel sezmiyorum şimdilik, ama sezdiğim anda ne yapacağımı da bilmiyorum. Çok yorucu ve çok sıkıcı.
Ve çok çözümsüz.
pıhhh