21 Ocak 2007
Huzursuzluğum
20 Ocak 2007
Hrant Dink
15 Ocak 2007
Dalgalı Cumartesi
12 Ocak 2007
Özlemişem, görmek istemişem
10 Ocak 2007
Şehir
8 Ocak 2007
Bayram Sonrası
7 Ocak 2007
Sürprüüz
“Efendim anne”.
“Yavrum, ne yapıyorsunuz?”
“İyiyiz anne, bir şey mi var?”
“Yok, öylesine aradım.”
“Anne, oğlanı servise yetiştirmeye çalışıyorum, ben seni sonra arayayım mı?” Bir yandan da içimden söyleniyorum. Ya işte, oğlan zaten kaplumbağa, son saniyelerimiz, hadi kelimesinden gına gelmiş, öylesine aramıştım olur mu filan. Bu arada aklıma bin tane tilki üşüştü direk. Ya acaba babama mı bir şey oldu? Yoksa Burcu’yla mı ilgili? Ama olsa söylerdi filan.
Cuma günü oluyor bunlar. O gün de iki haftada bir gelen kadın gelecek temizliğe. Dokuza kadar beklemek zorundayım evde. Oğlanı bindirip aradım.
“Anne, nooldu?”
“Sorma kızım, hırsız girmiş bize.”
“Nee? Yapma ya? Var mı bir hasar?”
Annemin alyansından başka bir takısı da yok ki bir hasar olsun.
“Kızım sorma, laptop’ı almışlar.”
“Hadi yaa”
Gerçekten de üzüldüm çok. Babama normal bilgisayar almamıştık, rahat ettiği yere götürüp kullansın diye laptop almıştık. Adamcağızın her yeri batıyor kendine zaten, sıkıntı basıyor.
“Başka bir şey var mı anne?”
“Sorma, bir de babanın odasına girip başucundaki telefonunu almışlar.”
Tüylerim diken diken oldu. Babamın telefonunu satmaya kalkışsak belki 20 lira eder, belki 30. Bilmiyorum, bildiğim tek şey bazı tuşlarına ısrarla basmak gerektiği. Sinir eden şey, adamın burnunun dibine kadar girmiş olmaları.
“Aman anne, üzülme noolur, bak iyi ki uyanmamış.”
“Kızım zaten derdim zorum o, uyansa neler olurdu kim bilir?”
“Anne, Saniye hanım gelsin, hemen sana gelirim ben.”
Ne kadar moralim bozuldu anlatamam. Uyansa cidden rezillik. Canımın içi yerinden bile kalkamaz ki. Hayır, kalkmasın zaten de, o giren hayvan kalkamayacak durumda olduğunu anladığında zarar verir mi filan, deliye döndüm.
Hayatım boyunca anlamadığım ve asla anlayamayacağım tek şey, insanların bile isteye nasıl zarar verebildiği. Ya da verebileceği. Yemişim laptop’ı. (Gerçi annem me me meledi, daha taksidi bitmemişti, hay Allah filan diye öttü ama...)
O gün annemin arkadaşlarından biri İtfaiye Meydanı’nda 100 TL’ye yeni gibi laptop’lar var demiş. Benim safım da pek sevinmiş. Anne dedim, gidip bir bakalım, belki bizimkini bile buluruz. Hem hırsızlık sektörüne katkıda bulunuruz. Ciddi misin, çalıntı mıdır dedi. Ah annecim benim, saf olunur mu bu kadar?
Ya yaşlanınca ben de mi öyle olucam?
Fotoğraflarda benzemeye başladım biraz biraz, kafa da mı öyle olacak acep? Öyle olacaksa yandık valla. Annem acizin önde gideni oldu zira :(:(
4 Ocak 2007
Neden dağlar?
28 Aralık 2006
Bir anı
27 Aralık 2006
Uçaaak
24 Aralık 2006
Kadın kadına :)
20 Aralık 2006
Hayatın Anlamı
18 Aralık 2006
İkinci Bölüm
17 Aralık 2006
Doktor Raporu
14 Aralık 2006
Öfke ve Migren
13 Aralık 2006
Algı
9 Aralık 2006
Kızılay lay lay
5 Aralık 2006
Ablaaa
"Alo abla, sular kesik, sizde banyo yapalım mı?" Ablacım deli misin, tabii ki, hemen geliyorum sizi almaya."
"Ablaa, bak saçımın arkasını arada bir kontrol et, kötü olursa adama söyle, tamam mı?" "Ya ablacım, kötü olmaz, olursa ben adamı uyarırım, merak etme."
"Ablaa, bu gömlek iyi di mi? Hem kuaförden dönünce rahatça çıkartıp gelinliğimi giyebilirim." "Evet, çok iyi olmuş hakkaten, ama üşümez misin?" "Yok, yok, üşümem."
"Abla ya, duvağımı ters takmış salak, noolucak şimdi?" "Ters gibi görünmüyor, hem daha iyi durdu böyle, süsü daha belirgin oldu."
"Git bir bak bakalım makyajına, beğenecek misin?" "Olmuş ya, çok güzel olmuş, çok beğendim."
"Abla ya, geç kaldık fotoğrafçıya, noolucak şimdi?" "Ya olur böyle şeyler, bak ben stres oldum mu? Bir şey olmaz, korkma." "Sen ben üzülmeyeyim diye böyle davranıyorsun, biliyorum." "Hayır ya, kesinlikle öyle değil. Hem bugün pazartesi, başka randevu yoktur, korkma."
"Abla ya, saat kaç oldu hala almaya gelmediler. Gelin almaya 45 dakika geç kalınır mı?" "Gelirler ablacım. İstersen bir daha arayın."
Çok yoğun, çok konuşmalı, çok koşturmalı, çok bol gözyaşlı, bol kahkahalı ve danslı bir düğündü. Ne hissettiğimi tam olarak bilmiyorum. Bildiğim ve gördüğüm tek şey birbirlerini çok sevdikleri. Bu da zaten her şeyi denenmeye değer kılıyor. Tek isteğim mutlu olmaları. Ve huzurlu.
Belki sonra o mutluluktan ve huzurdan biraz da ben nasiplenirim.
mutsuz miso :(
28 Kasım 2006
İradenin bittiği an
26 Kasım 2006
Ağlarım kardeşim, allahallah
21 Kasım 2006
Bir başka doğum günü
13 Kasım 2006
Cuma gecesine dair
11 Kasım 2006
Sakız
Sakııızz (ben aptalım ya, anlamadığım için sordum paşaya)
Oğlum sakızın halının üzerinde işi ne?
Eee, ben bilmiyorum.
Oğlum sakız yere atılır mı?
Atmadım, oraya düşmüş.
Ağzından mı düşmüş?
Bilmiyorum.
(Ya valla dalga geçiyor, ya da beni sınıyor)
Dayanamadım ve bağırdım. Üzgünüm. (Aslında çok da üzgün değilim.) O da ağladı. Önce volume'den dolayı ağladı, sonra da sinir edici bir tonda mızladı. "Oğlum odana git, sinir olduuuuuum."
"Gitmem"
"O zaman ben giderim."
"Annecim gitme lütfen."
Hayır miso, bu kadar çabuk pes etme, bir dahaki sefere tam kan alır.
Ama ben de biraz fazla mı yüksek sesle bağırdım acaba? Anırdım desem daha mı doğru olur ki?
Seviyorum tipi çok.
Kaz oğlum benim. Aklı sıra beni kandırıyor.
:)